Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Oğlum Şamil! Önce İman ve Ahlak

Oğlum Şamil! Hayatta çok şey kazanabilirsin; benim senden isteğim, ne kazanırsan kazan, kazanırken kendini kaybetmemen. Artık üniversiteyi bitirdin. Karşımda nasihat dinleyecek bir çocuk değil, kendi hayatını kurmaya çalışan genç bir adam var. Bazen sorduğun sorulardan, bazen bir habere kızışından, bazen de çevrendeki insanlara bakıp sustuğunda aklından geçenleri az çok hissediyorum. Dünya hakkında daha çok şey öğrendikçe her şeyin daha anlaşılır değil, bazen daha karmaşık hâle geldiğini sen de görüyorsun. Belki zaman zaman içinden, “Baba, bize anlatılanlarla yaşananlar neden birbirini tutmuyor?” diye geçiriyorsun. Haklısın oğlum; ben de soruyorum. Bir tarafta iman, ahlak, adalet, liyakat, kanaat ve kul hakkı konuşuluyor; öte tarafta para, makam, nüfuz ve gösteriş yarışı sürüyor. Kanaatten söz eden servetini sergiliyor, kul hakkını anlatan kendi yakını söz konusu olduğunda liyakati unutabiliyor, dünyanın faniliğini anlatan bile o fani dünyadan biraz daha fazla pay almak için uğraşıyor. Herkes dünyadan vazgeçmiş gibi ama nedense arsalardan vazgeçen pek yok. Sonra kendi hayatına bakıyorsun. Okudun, emek verdin, bir meslek edindin. Ama telefonunu açtığında senin yaşındaki birinin lüks arabasını, ötekinin pahalı evini, bir başkasının yurt dışı tatilini görüyorsun. Biri borsadan kazandığını, diğeri işini “bir tanıdıkla hallettiğini” anlatıyor. İnsanın aklına ister istemez “Ben mi bir şeyi yanlış yapıyorum?” sorusu geliyor. İşte sana bunları biraz da bunun için söylüyorum. Ben sana “Ben yaşadım, ben bilirim.” demeyeceğim. Ben de yanıldım, insanları yanlış tanıdım, bazı şeyleri geç anladım. Senin de yanılacağın olacak. Bir baba olarak senden istediğim benim doğrularımı ezberlemen değil; kendi yolunu ararken pusulanı kaybetmemen. O pusulada benim için üç şey hep yan yana dursun: iman, ahlak ve akıl. İmanını koru oğlum ama aklını kimseye teslim etme. Bir insanın alnının secdeye değmesi kıymetlidir; fakat her sözünün doğru olduğunu göstermez. Profesör olmak her şeyi bilmeye, siyasetçi olmak iyi insan olmaya yetmez. Beni de bunun dışında tutma. Babanım diye her söylediğimi doğru kabul etme. Bazı konularda benden daha doğru düşünmen beni üzmez; aksine sevindirir. Bir baba için evladının kendisini aşması kayıp değil, kazançtır. Bir de başkalarının hayatına bakıp kendi hayatını küçümseme oğlum. Üniversiteden birlikte mezun olduğun arkadaşın birkaç yıl sonra son model arabayla karşına çıkabilir. Bir başkası lüks bir evden, diğeri Dubai'den fotoğraf paylaşabilir. Sen ise sabah işe giderken otobüs bekliyor, maaşından biraz para artırmaya çalışıyor olabilirsin. İçinden “Ben de okudum, ben de çalışıyorum; bende neden yok?” diye geçebilir. Geçerse kendine kızma. İnsanlık hâli. Ama orada biraz dur. Çünkü sen arabayı görüyorsun; anahtarının hikâyesini bilmiyorsun. Belki gerçekten çok çalıştı, üretti, doğru yatırım yaptı ve helalinden kazandı. Öyleyse tebrik et; kıskanmak yerine nasıl başardığını öğren. Ama araba babasının, şirketin ya da bankanın da olabilir. Arkasında aile serveti, borç, nüfuz veya senin bilmediğin başka bir hikâye bulunabilir. Daha önemlisi, o servetin oluşumunda hak, hukuk, adalet, helal ve haramın nerede durduğunu bilmiyorsun. O hâlde ne suçla ne de imren. Hikâyesini bilmediğin bir hayat hakkında hüküm verme; ama onu kendi hayatına ölçü de yapma. Sosyal medya sana otelin fotoğrafını gösterir ama hesabı kimin ödediğini göstermez; sofrayı gösterir ama huzuru değil; evin metrekaresini gösterir ama o evde insanların birbirleriyle konuşup konuşmadığını değil. Sen başkasının hayatının en parlak yirmi saniyesini kendi hayatının bütün yorgunluğuyla karşılaştırırsan elbette kendini eksik hissedersin. Başkasının vitrini seni kendi hayatından soğutmasın oğlum. Bir arkadaşın “Borsadan şu kadar kazandım.” diyebilir. Bir başkası kriptodan, fondan veya arsadan kısa zamanda büyük para kazandığını anlatabilir. Sosyal medyada yirmi beş yaşındaki biri pahalı bir otomobilin önünde sana “finansal özgürlüğün sırlarını” öğretebilir. Sen maaş bordrona bakıp hayatı yanlış yaşadığını düşünme. Önce “Nasıl kazandın?” diye sor. Çünkü “Ne kadar kazandın?” parayla, “Nasıl kazandın?” insanın karakteriyle ilgilidir. Emekle, bilgiyle, üretimle kazanılmışsa takdir et. Hakkıyla zengin olana haset edilmez. Ama para haksız avantajla, manipülasyonla, nüfuzla veya başkasının hakkı üzerinden kazanılmışsa miktarı seni büyülemesin. Milyonlar parayı büyütür oğlum; insanı değil. Ben senin iyi kazanmanı isterim. Güzel bir evin, iyi bir araban olsun; gez, gör, rahat yaşa. Hangi baba evladının yokluk çekmesini ister? Ama “yeter” duygunu kaybetme. Sana “Zengin olma.” demiyorum; zenginleşirken yoksullaşma diyorum. Cebin dolarken vicdanın, merhametin ve kanaatin boşalmasın. Hayatta önüne kolay yollar da çıkacak. Birisi “Tanıdık var, hallederiz.” diyecek, bir başkası “Bir telefon açsak yeter.” Belki sen aylarca bir iş için beklerken arkadaşın “Dayım halletti.” diyecek. Canın sıkılacak. Haklısın. Ama başkasının torpiline kızıp sıra bize geldiğinde telefon rehberini karıştırıyorsak sorun yalnızca başkalarında değildir. Liyakat, başkasının torpiline kızmak değil, kendi torpilinden de vazgeçebilmektir. Bir de “Kanunen sakıncası yok.” sözünü çok duyacaksın. Kanun önemlidir ama tek ölçü değildir. Hukuk “Yapabilir misin?”, ahlak “Yapmalı mısın?”, inanç ise “Hesabını verebilir misin?” diye sorar. Her yanlışın başında polis beklemez oğlum. Savcı mesai bitince gider, vicdan bazen gece üçte nöbete başlar. Telefonuna da biraz mesafe koy oğlum Sizin kuşağın bizimkinden farklı bir sınavı var: Cebinizde taşıdığınız dünya sizi sizden daha iyi tanımaya çalışıyor. Bir akşam “Beş dakika bakıp çıkacağım.” diye telefona giriyorsun; bir bakmışsın bir saat geçmiş. On saniyelik videolar birbirini kovalıyor. Biri güldürüyor, biri öfkelendiriyor, biri şehveti, biri merakı, biri tüketme arzusunu dürtüyor. Sen seçtiğini sanıyorsun ama bir süre sonra önüne neyin geleceğini algoritma seçmeye başlıyor. İşte buna dikkat et oğlum. Çünkü vaktini çalan şey aslında hayatından çalıyor. Her gün iki saatini amaçsızca ekrana verirsen ay sonunda yalnızca “telefonla vakit geçirmiş” olmuyorsun; hayatından günler vermiş oluyorsun. Bir de algoritma senin zayıf taraflarını öğreniyor. Bahis videosuna birkaç kez bakıyorsun, önüne daha fazla bahis geliyor. Lüks otomobillere bakıyorsun, bir süre sonra herkes senden zenginmiş gibi hissediyorsun. Öfkeli siyasi videolarda duruyorsun, dünya yalnızca bağıran insanlardan ibaretmiş gibi görünmeye başlıyor. Cinselliği sürekli uyaran içeriklere yöneliyorsun, bir süre sonra gerçek insan ilişkileri ekrandaki görüntüler kadar “heyecanlı” gelmemeye başlayabiliyor. Algoritmanın işi seni erdemli yapmak değil oğlum; ekranda tutmak. Sen de kendi iradeni ona bedava verme. Bahis ve kolay para meselesine özellikle dikkat et. Maç izlerken ekranda oranlar, sosyal medyada “kesin kuponlar”, birkaç yüz lirayı birkaç dakikada binlerce liraya çevirdiğini söyleyen hesaplar göreceksin. Kazanan kupon paylaşılır; kaybedilen onlarcasını pek göremezsin. Tıpkı sosyal medyadaki hayatlar gibi, burada da sana çoğu zaman sonuç gösterilir, bedel saklanır. Bir de yapay zekâ çağındasın. Artık gördüğün görüntüye, duyduğun sese bile hemen inanma. Bir siyasetçinin hiç söylemediği söz söyletilebilir, tanıdığın birinin sesi taklit edilip senden para istenebilir, gerçek bir fotoğraf birkaç dakikada bambaşka bir olaya dönüştürülebilir. Eskiden “Gözümle gördüm.” güçlü bir delildi; sizin çağınızda bazen gözün bile teyide muhtaç. Bir haber seni çok öfkelendiriyorsa hemen paylaşma. Özellikle de tam senin siyasi görüşünü doğruluyorsa biraz daha şüphe et. Çünkü insan en kolay, inanmak istediği yalana inanır. Mahremiyetine de dikkat et. Nerede olduğunu, ne aldığını, ne kadar kazandığını, evinin içini, aileni, sevincini, kavganı sürekli herkese gösterme. Her yaşadığın şey içerik olmak zorunda değil. Bazı şeylerin değeri kimsenin görmemesindedir. Telefonun seni ailenden de çalmasına izin verme. Aynı masada dört kişi oturup dört ayrı ekrana bakıyorsa teknik olarak bağlantı vardır ama sohbet yoktur. Bir gün annen bir şey anlatırken gözün telefondaysa, karşındaki insanı değil bildirimi seçmiş olursun. Bazen telefonu ters çevirip masaya bırakmak küçük ama önemli bir ahlak meselesidir: “Şu anda karşındaki insan, ekrandakinden daha önemli.” demektir. Siyaseti de takip et oğlum ama sosyal medyanın seni sürekli öfkeli bir insana çevirmesine izin verme. Bir davranışı karşı taraf yaptığında ahlaksızlık, bizim taraf yaptığında “şartların gereği” diye açıklamaya başladıysan kendine şunu sor: “Aynısını sevmediğim biri yapsaydı ne derdim?” Ben senin benim siyasi düşüncelerimi miras almanı istemem. Kendi fikrin olsun, benimle de tartış. Ama vicdanını hiçbir partiye, lidere veya sosyal medya mahallesine teslim etme. Çünkü insanın gerçekten adil olup olmadığı, sevdiğine değil, sevmediğine haksızlık yapıldığında belli olur. Sosyal medyada iyi görünmekle iyi olmak arasındaki farkı da unutma. Araba, ev, tatil, iftar, umre, yardım... Her şey ekranda. Bazen düşünüyorum: Sosyal medya çökerse bazı insanların yaptığı iyiliklerden nasıl haberimiz olacak? Gülüyoruz ama mesele ciddi. Ara sıra kendi kalbine sor: “Ben bunu iyilik olsun diye mi yapıyorum, iyi biri olduğum görülsün diye mi?” İmanla imaj arasındaki mesafe bazen bir telefon kamerası kadar kısalıyor. Oğlum Şamil! Sana hayatın reçetesini veremem. Zaten vermek de istemem. Kendi hayatını yaşayacak, kendi doğrularını bulacak, kendi yanlışlarını yapacaksın. Ben sadece birkaç soruyu yanında taşımanı isterim. Bir servet gördüğünde “Ne kadar?”dan önce “Nasıl?”, bir fırsat geldiğinde “Yasal mı?”dan sonra “Adil mi, helal mi?”, bir siyasetçiyi savunurken “Aynısını karşı taraf yapsaydı ne derdim?”, sosyal medyada bir hayatı kıskandığında “Hayatını mı görüyorum, vitrinini mi?”, bir haber seni öfkelendirdiğinde “Doğru mu, yoksa doğru olmasını mı istiyorum?” diye sor. Bir de ara sıra kendine şu basit soruyu sor: “Telefon şu anda benim elimde mi, yoksa ben telefonun elinde miyim?” Bir gün sana “Dünya böyle Şamil, sen mi düzelteceksin?” derlerse bütün dünyayı düzeltmeye çalışma. Önce kendini bozma oğlum. Senden kusursuz olmanı beklemiyorum. Ben de olmadım. Sen de yanılacak, öfkelenecek, imrenecek, tamah edecek, yanlış insanı savunacaksın. Mesele hiç hata yapmamak değil; hata yaptığında geri dönebilecek kadar vicdanını diri tutmak. Sana bırakmak istediğim asıl nasihat şu: Oğlum Şamil! Önce iman ve ahlak; ama aklını da yanına al. Para kazan ama fiyatın olmasın. Zengin ol ama servetini insanlığının ölçüsü sanma. Bir fikrin olsun ama fikrinin kölesi olma. Siyaseti takip et ama vicdanını partiye üye yapma. Dindar ol ama dindarlığını üstünlük belgesi olarak taşıma. Teknolojiyi kullan ama iradeni algoritmaya kiralama. Başkasının arabasına, evine, makamına bakıp “Bende neden yok?” diye kendini üzme. Sen fotoğrafı görüyorsun; hikâyeyi bilmiyorsun. Bugününü görüyorsun; yarınını hiç bilmiyorsun. Ben senin çok zengin, çok güçlü veya çok meşhur olmandan önce, yıllar sonra karşıma oturup: “Baba, az ya da çok kazandım; ama kimsenin hakkını yemeden, aklımı, vicdanımı ve kendimi kaybetmeden yaşamaya çalıştım.” diyebilmeni isterim. Ben de sana: “Aferin oğlum. Gerisi o kadar da önemli değil.” diyebileyim. Bir baba için bundan daha büyük bir servet yoktur.
Ekleme Tarihi: 03 Ekim 2026 -Cumartesi
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Oğlum Şamil! Önce İman ve Ahlak

Oğlum Şamil! Hayatta çok şey kazanabilirsin; benim senden isteğim, ne kazanırsan kazan, kazanırken kendini kaybetmemen.

Artık üniversiteyi bitirdin. Karşımda nasihat dinleyecek bir çocuk değil, kendi hayatını kurmaya çalışan genç bir adam var. Bazen sorduğun sorulardan, bazen bir habere kızışından, bazen de çevrendeki insanlara bakıp sustuğunda aklından geçenleri az çok hissediyorum. Dünya hakkında daha çok şey öğrendikçe her şeyin daha anlaşılır değil, bazen daha karmaşık hâle geldiğini sen de görüyorsun.

Belki zaman zaman içinden, “Baba, bize anlatılanlarla yaşananlar neden birbirini tutmuyor?” diye geçiriyorsun. Haklısın oğlum; ben de soruyorum. Bir tarafta iman, ahlak, adalet, liyakat, kanaat ve kul hakkı konuşuluyor; öte tarafta para, makam, nüfuz ve gösteriş yarışı sürüyor. Kanaatten söz eden servetini sergiliyor, kul hakkını anlatan kendi yakını söz konusu olduğunda liyakati unutabiliyor, dünyanın faniliğini anlatan bile o fani dünyadan biraz daha fazla pay almak için uğraşıyor. Herkes dünyadan vazgeçmiş gibi ama nedense arsalardan vazgeçen pek yok.

Sonra kendi hayatına bakıyorsun. Okudun, emek verdin, bir meslek edindin. Ama telefonunu açtığında senin yaşındaki birinin lüks arabasını, ötekinin pahalı evini, bir başkasının yurt dışı tatilini görüyorsun. Biri borsadan kazandığını, diğeri işini “bir tanıdıkla hallettiğini” anlatıyor. İnsanın aklına ister istemez “Ben mi bir şeyi yanlış yapıyorum?” sorusu geliyor.

İşte sana bunları biraz da bunun için söylüyorum.

Ben sana “Ben yaşadım, ben bilirim.” demeyeceğim. Ben de yanıldım, insanları yanlış tanıdım, bazı şeyleri geç anladım. Senin de yanılacağın olacak. Bir baba olarak senden istediğim benim doğrularımı ezberlemen değil; kendi yolunu ararken pusulanı kaybetmemen. O pusulada benim için üç şey hep yan yana dursun: iman, ahlak ve akıl.

İmanını koru oğlum ama aklını kimseye teslim etme. Bir insanın alnının secdeye değmesi kıymetlidir; fakat her sözünün doğru olduğunu göstermez. Profesör olmak her şeyi bilmeye, siyasetçi olmak iyi insan olmaya yetmez. Beni de bunun dışında tutma. Babanım diye her söylediğimi doğru kabul etme. Bazı konularda benden daha doğru düşünmen beni üzmez; aksine sevindirir. Bir baba için evladının kendisini aşması kayıp değil, kazançtır.

Bir de başkalarının hayatına bakıp kendi hayatını küçümseme oğlum. Üniversiteden birlikte mezun olduğun arkadaşın birkaç yıl sonra son model arabayla karşına çıkabilir. Bir başkası lüks bir evden, diğeri Dubai'den fotoğraf paylaşabilir. Sen ise sabah işe giderken otobüs bekliyor, maaşından biraz para artırmaya çalışıyor olabilirsin. İçinden “Ben de okudum, ben de çalışıyorum; bende neden yok?” diye geçebilir.

Geçerse kendine kızma. İnsanlık hâli. Ama orada biraz dur. Çünkü sen arabayı görüyorsun; anahtarının hikâyesini bilmiyorsun.

Belki gerçekten çok çalıştı, üretti, doğru yatırım yaptı ve helalinden kazandı. Öyleyse tebrik et; kıskanmak yerine nasıl başardığını öğren. Ama araba babasının, şirketin ya da bankanın da olabilir. Arkasında aile serveti, borç, nüfuz veya senin bilmediğin başka bir hikâye bulunabilir. Daha önemlisi, o servetin oluşumunda hak, hukuk, adalet, helal ve haramın nerede durduğunu bilmiyorsun.

O hâlde ne suçla ne de imren. Hikâyesini bilmediğin bir hayat hakkında hüküm verme; ama onu kendi hayatına ölçü de yapma.

Sosyal medya sana otelin fotoğrafını gösterir ama hesabı kimin ödediğini göstermez; sofrayı gösterir ama huzuru değil; evin metrekaresini gösterir ama o evde insanların birbirleriyle konuşup konuşmadığını değil. Sen başkasının hayatının en parlak yirmi saniyesini kendi hayatının bütün yorgunluğuyla karşılaştırırsan elbette kendini eksik hissedersin.

Başkasının vitrini seni kendi hayatından soğutmasın oğlum.

Bir arkadaşın “Borsadan şu kadar kazandım.” diyebilir. Bir başkası kriptodan, fondan veya arsadan kısa zamanda büyük para kazandığını anlatabilir. Sosyal medyada yirmi beş yaşındaki biri pahalı bir otomobilin önünde sana “finansal özgürlüğün sırlarını” öğretebilir. Sen maaş bordrona bakıp hayatı yanlış yaşadığını düşünme.

Önce “Nasıl kazandın?” diye sor.

Çünkü “Ne kadar kazandın?” parayla, “Nasıl kazandın?” insanın karakteriyle ilgilidir. Emekle, bilgiyle, üretimle kazanılmışsa takdir et. Hakkıyla zengin olana haset edilmez. Ama para haksız avantajla, manipülasyonla, nüfuzla veya başkasının hakkı üzerinden kazanılmışsa miktarı seni büyülemesin. Milyonlar parayı büyütür oğlum; insanı değil.

Ben senin iyi kazanmanı isterim. Güzel bir evin, iyi bir araban olsun; gez, gör, rahat yaşa. Hangi baba evladının yokluk çekmesini ister? Ama “yeter” duygunu kaybetme. Sana “Zengin olma.” demiyorum; zenginleşirken yoksullaşma diyorum. Cebin dolarken vicdanın, merhametin ve kanaatin boşalmasın.

Hayatta önüne kolay yollar da çıkacak. Birisi “Tanıdık var, hallederiz.” diyecek, bir başkası “Bir telefon açsak yeter.” Belki sen aylarca bir iş için beklerken arkadaşın “Dayım halletti.” diyecek. Canın sıkılacak. Haklısın. Ama başkasının torpiline kızıp sıra bize geldiğinde telefon rehberini karıştırıyorsak sorun yalnızca başkalarında değildir.

Liyakat, başkasının torpiline kızmak değil, kendi torpilinden de vazgeçebilmektir.

Bir de “Kanunen sakıncası yok.” sözünü çok duyacaksın. Kanun önemlidir ama tek ölçü değildir. Hukuk “Yapabilir misin?”, ahlak “Yapmalı mısın?”, inanç ise “Hesabını verebilir misin?” diye sorar. Her yanlışın başında polis beklemez oğlum. Savcı mesai bitince gider, vicdan bazen gece üçte nöbete başlar.

Telefonuna da biraz mesafe koy oğlum

Sizin kuşağın bizimkinden farklı bir sınavı var: Cebinizde taşıdığınız dünya sizi sizden daha iyi tanımaya çalışıyor.

Bir akşam “Beş dakika bakıp çıkacağım.” diye telefona giriyorsun; bir bakmışsın bir saat geçmiş. On saniyelik videolar birbirini kovalıyor. Biri güldürüyor, biri öfkelendiriyor, biri şehveti, biri merakı, biri tüketme arzusunu dürtüyor. Sen seçtiğini sanıyorsun ama bir süre sonra önüne neyin geleceğini algoritma seçmeye başlıyor.

İşte buna dikkat et oğlum.

Çünkü vaktini çalan şey aslında hayatından çalıyor. Her gün iki saatini amaçsızca ekrana verirsen ay sonunda yalnızca “telefonla vakit geçirmiş” olmuyorsun; hayatından günler vermiş oluyorsun.

Bir de algoritma senin zayıf taraflarını öğreniyor. Bahis videosuna birkaç kez bakıyorsun, önüne daha fazla bahis geliyor. Lüks otomobillere bakıyorsun, bir süre sonra herkes senden zenginmiş gibi hissediyorsun. Öfkeli siyasi videolarda duruyorsun, dünya yalnızca bağıran insanlardan ibaretmiş gibi görünmeye başlıyor. Cinselliği sürekli uyaran içeriklere yöneliyorsun, bir süre sonra gerçek insan ilişkileri ekrandaki görüntüler kadar “heyecanlı” gelmemeye başlayabiliyor.

Algoritmanın işi seni erdemli yapmak değil oğlum; ekranda tutmak.

Sen de kendi iradeni ona bedava verme.

Bahis ve kolay para meselesine özellikle dikkat et. Maç izlerken ekranda oranlar, sosyal medyada “kesin kuponlar”, birkaç yüz lirayı birkaç dakikada binlerce liraya çevirdiğini söyleyen hesaplar göreceksin. Kazanan kupon paylaşılır; kaybedilen onlarcasını pek göremezsin. Tıpkı sosyal medyadaki hayatlar gibi, burada da sana çoğu zaman sonuç gösterilir, bedel saklanır.

Bir de yapay zekâ çağındasın. Artık gördüğün görüntüye, duyduğun sese bile hemen inanma. Bir siyasetçinin hiç söylemediği söz söyletilebilir, tanıdığın birinin sesi taklit edilip senden para istenebilir, gerçek bir fotoğraf birkaç dakikada bambaşka bir olaya dönüştürülebilir. Eskiden “Gözümle gördüm.” güçlü bir delildi; sizin çağınızda bazen gözün bile teyide muhtaç.

Bir haber seni çok öfkelendiriyorsa hemen paylaşma. Özellikle de tam senin siyasi görüşünü doğruluyorsa biraz daha şüphe et. Çünkü insan en kolay, inanmak istediği yalana inanır.

Mahremiyetine de dikkat et. Nerede olduğunu, ne aldığını, ne kadar kazandığını, evinin içini, aileni, sevincini, kavganı sürekli herkese gösterme. Her yaşadığın şey içerik olmak zorunda değil. Bazı şeylerin değeri kimsenin görmemesindedir.

Telefonun seni ailenden de çalmasına izin verme. Aynı masada dört kişi oturup dört ayrı ekrana bakıyorsa teknik olarak bağlantı vardır ama sohbet yoktur. Bir gün annen bir şey anlatırken gözün telefondaysa, karşındaki insanı değil bildirimi seçmiş olursun. Bazen telefonu ters çevirip masaya bırakmak küçük ama önemli bir ahlak meselesidir: “Şu anda karşındaki insan, ekrandakinden daha önemli.” demektir.

Siyaseti de takip et oğlum ama sosyal medyanın seni sürekli öfkeli bir insana çevirmesine izin verme. Bir davranışı karşı taraf yaptığında ahlaksızlık, bizim taraf yaptığında “şartların gereği” diye açıklamaya başladıysan kendine şunu sor:

“Aynısını sevmediğim biri yapsaydı ne derdim?”

Ben senin benim siyasi düşüncelerimi miras almanı istemem. Kendi fikrin olsun, benimle de tartış. Ama vicdanını hiçbir partiye, lidere veya sosyal medya mahallesine teslim etme. Çünkü insanın gerçekten adil olup olmadığı, sevdiğine değil, sevmediğine haksızlık yapıldığında belli olur.

Sosyal medyada iyi görünmekle iyi olmak arasındaki farkı da unutma. Araba, ev, tatil, iftar, umre, yardım... Her şey ekranda. Bazen düşünüyorum: Sosyal medya çökerse bazı insanların yaptığı iyiliklerden nasıl haberimiz olacak?

Gülüyoruz ama mesele ciddi. Ara sıra kendi kalbine sor:

“Ben bunu iyilik olsun diye mi yapıyorum, iyi biri olduğum görülsün diye mi?”

İmanla imaj arasındaki mesafe bazen bir telefon kamerası kadar kısalıyor.

Oğlum Şamil!

Sana hayatın reçetesini veremem. Zaten vermek de istemem. Kendi hayatını yaşayacak, kendi doğrularını bulacak, kendi yanlışlarını yapacaksın. Ben sadece birkaç soruyu yanında taşımanı isterim.

Bir servet gördüğünde “Ne kadar?”dan önce “Nasıl?”, bir fırsat geldiğinde “Yasal mı?”dan sonra “Adil mi, helal mi?”, bir siyasetçiyi savunurken “Aynısını karşı taraf yapsaydı ne derdim?”, sosyal medyada bir hayatı kıskandığında “Hayatını mı görüyorum, vitrinini mi?”, bir haber seni öfkelendirdiğinde “Doğru mu, yoksa doğru olmasını mı istiyorum?” diye sor.

Bir de ara sıra kendine şu basit soruyu sor:

“Telefon şu anda benim elimde mi, yoksa ben telefonun elinde miyim?”

Bir gün sana “Dünya böyle Şamil, sen mi düzelteceksin?” derlerse bütün dünyayı düzeltmeye çalışma.

Önce kendini bozma oğlum.

Senden kusursuz olmanı beklemiyorum. Ben de olmadım. Sen de yanılacak, öfkelenecek, imrenecek, tamah edecek, yanlış insanı savunacaksın. Mesele hiç hata yapmamak değil; hata yaptığında geri dönebilecek kadar vicdanını diri tutmak.

Sana bırakmak istediğim asıl nasihat şu:

Oğlum Şamil! Önce iman ve ahlak; ama aklını da yanına al.

Para kazan ama fiyatın olmasın. Zengin ol ama servetini insanlığının ölçüsü sanma. Bir fikrin olsun ama fikrinin kölesi olma. Siyaseti takip et ama vicdanını partiye üye yapma. Dindar ol ama dindarlığını üstünlük belgesi olarak taşıma. Teknolojiyi kullan ama iradeni algoritmaya kiralama.

Başkasının arabasına, evine, makamına bakıp “Bende neden yok?” diye kendini üzme. Sen fotoğrafı görüyorsun; hikâyeyi bilmiyorsun. Bugününü görüyorsun; yarınını hiç bilmiyorsun.

Ben senin çok zengin, çok güçlü veya çok meşhur olmandan önce, yıllar sonra karşıma oturup:

“Baba, az ya da çok kazandım; ama kimsenin hakkını yemeden, aklımı, vicdanımı ve kendimi kaybetmeden yaşamaya çalıştım.”

diyebilmeni isterim.

Ben de sana: “Aferin oğlum. Gerisi o kadar da önemli değil.” diyebileyim.

Bir baba için bundan daha büyük bir servet yoktur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Adem A.
(03.10.2026 10:43 - #199)
Kıymetli hocam! Söylediklerinize sonuna kadar katılıyorum. Zamane çocuklarının bunları anlaması uzun zaman alacak gibi.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.