Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Her toplum kendi insanını yetiştirir. Sonra dönüp yetiştirdiği insandan şikâyet eder. “Gençler değişti”, “değerler kayboldu”, “saygı kalmadı”, “insanlar bencilleşti” deyip duruyoruz. İyi de bu insanları kim yetiştirdi? Çocuk dünyaya adaleti, merhameti, saygıyı, sorumluluğu veya vicdanı bilerek gelmiyor. Bunları ailesinden, okulundan, mahallesinden, medyadan ve artık giderek daha fazla dijital dünyadan öğreniyor. Kültür dediğimiz şey de biraz budur: Bir toplumun nasıl insan yetiştirdiği. Çocuk saygıyı da bizden öğreniyor, güçlü karşısında eğilip güçsüzü ezmeyi de. Adaleti de görüyor, kayırmacılığı da. Merhameti de öğreniyor, kibri de. Öyleyse “Bu gençlik nereye gidiyor?” diye sormadan önce aynaya bakmak gerekiyor. Gençlik bir yere gitmiyor; biz nereye götürüyorsak oraya gidiyor. Eğitim de bu insan inşasının en önemli alanlarından biri. Fakat biz yıllardır eğitimi müfredat, sınav, ders saati, tablet, akıllı tahta ve şimdi de yapay zekâ üzerinden tartışıyoruz. Matematik öğretiyoruz; peki adaleti kim öğretecek? İngilizce öğretiyoruz; peki karşımızdakini dinlemeyi kim öğretecek? Kodlama öğretiyoruz; peki vicdan hangi derste? Duvarlara “sevgi, saygı, hoşgörü, adalet” yazınca değer eğitimi yaptığımızı düşünüyoruz. Oysa öğretmen “Herkes eşittir” deyip bazı öğrencileri kayırıyorsa çocuk eşitliği değil, ayrıcalığın işe yaradığını öğrenir. Okul “eleştirel düşünme” deyip soru soranı susturuyorsa düşünmeyi değil, itaati öğretir. Çünkü çocuk kulağıyla duyduğundan çok, gözüyle gördüğünü öğrenir. Asıl çelişkimiz de burada başlıyor. Adaleti anlatıyoruz ama haksızlığı görünce başımızı çeviriyoruz. Liyakat diyoruz ama sıra bizim yakınımıza gelince kapı arıyoruz. Dayanışmayı övüyoruz ama çocukları daha küçük yaşlardan itibaren birbirini geçmesi gereken rakiplere dönüştürüyoruz. Farklılıklara saygı diyoruz ama bizim gibi düşünmeyeni hemen bir kutuya yerleştiriyoruz. Sonra sınav kâğıdına büyük harflerle “ADALET NEDİR?” yazıyoruz. Çocuk kitaptaki tanımı ezberleyip tam puanı alıyor. Öğrenci başarılı, öğretmen başarılı, okul başarılı, istatistikler şahane… Bir tek adalet ortada yok! Çünkü değer, sınavda tanımı yazılan bir kelime değil; gündelik hayatta karşılığı bulunan bir davranıştır. Bilgi davranışa, davranış alışkanlığa, alışkanlık karaktere dönüşmüyorsa yaptığımız şey değer eğitimi değil, olsa olsa değer ezberletmektir. Elbette eğitim kendi kültürünü yeni kuşaklara aktarmalıdır. Çocuk dilini, tarihini, medeniyetini, ailesini ve toplumunun hafızasını bilmelidir. Fakat kendi kültürünü sevmek başka kültürleri küçümsemeyi gerektirmez. Çocuğa yalnızca “Biz kimiz?” sorusunu öğretip “Başkaları kim?” sorusundan korkarsanız güçlü bir aidiyet değil, içine kapanmış bir kimlik üretirsiniz. Kendi kültürüne güvenen insan farklı olandan korkmaz; onu anlamaya çalışır. Kendi değerlerini korumak, başkasının değerlerini aşağılamak değildir. Gerçek eğitim; kendi kimliğini bilen fakat onu başkasına karşı silaha dönüştürmeyen, kendi değerlerine bağlı kalırken başka insanların da onuruna ve varlığına saygı gösterebilen insan yetiştirmelidir. Çünkü kültür yalnızca korunarak değil; düşünülerek, sorgulanarak ve yeniden anlamlandırılarak yaşar. O hâlde eğitim sistemine yalnızca “Çocuk kaç net yaptı?”, “Hangi üniversiteye girdi?”, “Kaç yabancı dil biliyor?” diye sormayı bırakalım. Daha zor bir soru soralım: Nasıl bir insan yetiştirdik? Çok iyi hesap yapan ama başkasının hakkını hesaba katmayan; yapay zekâyı kullanan ama kendi aklını kullanmayan; üç yabancı dil konuşan ama yanındaki insanı dinlemeyen; duvarı diplomalarla dolu olduğu hâlde farklı düşünceye tahammül edemeyen insanlar yetiştiriyorsak eğitimde bir şeyleri eksik yapıyoruz demektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca insanların ne bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı belirler. Eğitim yalnızca meslek sahibi üretme fabrikası değildir. Kültür de folklor gösterisi değildir. İkisinin kesiştiği yerde çok daha büyük bir mesele vardır: İnsan inşa etmek. Bu nedenle eğitim tartışmalarında müfredattan, sınavdan, teknolojiden ve yapay zekâdan önce cevaplamamız gereken asıl soru şudur: Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Ekleme Tarihi: 27 Eylül 2026 -Pazar
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Her toplum kendi insanını yetiştirir. Sonra dönüp yetiştirdiği insandan şikâyet eder.

“Gençler değişti”, “değerler kayboldu”, “saygı kalmadı”, “insanlar bencilleşti” deyip duruyoruz. İyi de bu insanları kim yetiştirdi?

Çocuk dünyaya adaleti, merhameti, saygıyı, sorumluluğu veya vicdanı bilerek gelmiyor. Bunları ailesinden, okulundan, mahallesinden, medyadan ve artık giderek daha fazla dijital dünyadan öğreniyor.

Kültür dediğimiz şey de biraz budur: Bir toplumun nasıl insan yetiştirdiği.

Çocuk saygıyı da bizden öğreniyor, güçlü karşısında eğilip güçsüzü ezmeyi de.

Adaleti de görüyor, kayırmacılığı da.

Merhameti de öğreniyor, kibri de.

Öyleyse “Bu gençlik nereye gidiyor?” diye sormadan önce aynaya bakmak gerekiyor. Gençlik bir yere gitmiyor; biz nereye götürüyorsak oraya gidiyor.

Eğitim de bu insan inşasının en önemli alanlarından biri. Fakat biz yıllardır eğitimi müfredat, sınav, ders saati, tablet, akıllı tahta ve şimdi de yapay zekâ üzerinden tartışıyoruz.

Matematik öğretiyoruz; peki adaleti kim öğretecek?

İngilizce öğretiyoruz; peki karşımızdakini dinlemeyi kim öğretecek?

Kodlama öğretiyoruz; peki vicdan hangi derste?

Duvarlara “sevgi, saygı, hoşgörü, adalet” yazınca değer eğitimi yaptığımızı düşünüyoruz. Oysa öğretmen “Herkes eşittir” deyip bazı öğrencileri kayırıyorsa çocuk eşitliği değil, ayrıcalığın işe yaradığını öğrenir.

Okul “eleştirel düşünme” deyip soru soranı susturuyorsa düşünmeyi değil, itaati öğretir. Çünkü çocuk kulağıyla duyduğundan çok, gözüyle gördüğünü öğrenir.

Asıl çelişkimiz de burada başlıyor.

Adaleti anlatıyoruz ama haksızlığı görünce başımızı çeviriyoruz.

Liyakat diyoruz ama sıra bizim yakınımıza gelince kapı arıyoruz.

Dayanışmayı övüyoruz ama çocukları daha küçük yaşlardan itibaren birbirini geçmesi gereken rakiplere dönüştürüyoruz.

Farklılıklara saygı diyoruz ama bizim gibi düşünmeyeni hemen bir kutuya yerleştiriyoruz.

Sonra sınav kâğıdına büyük harflerle “ADALET NEDİR?” yazıyoruz. Çocuk kitaptaki tanımı ezberleyip tam puanı alıyor. Öğrenci başarılı, öğretmen başarılı, okul başarılı, istatistikler şahane…

Bir tek adalet ortada yok! Çünkü değer, sınavda tanımı yazılan bir kelime değil; gündelik hayatta karşılığı bulunan bir davranıştır.

Bilgi davranışa, davranış alışkanlığa, alışkanlık karaktere dönüşmüyorsa yaptığımız şey değer eğitimi değil, olsa olsa değer ezberletmektir.

Elbette eğitim kendi kültürünü yeni kuşaklara aktarmalıdır. Çocuk dilini, tarihini, medeniyetini, ailesini ve toplumunun hafızasını bilmelidir.

Fakat kendi kültürünü sevmek başka kültürleri küçümsemeyi gerektirmez. Çocuğa yalnızca “Biz kimiz?” sorusunu öğretip “Başkaları kim?” sorusundan korkarsanız güçlü bir aidiyet değil, içine kapanmış bir kimlik üretirsiniz.

Kendi kültürüne güvenen insan farklı olandan korkmaz; onu anlamaya çalışır. Kendi değerlerini korumak, başkasının değerlerini aşağılamak değildir.

Gerçek eğitim; kendi kimliğini bilen fakat onu başkasına karşı silaha dönüştürmeyen, kendi değerlerine bağlı kalırken başka insanların da onuruna ve varlığına saygı gösterebilen insan yetiştirmelidir.

Çünkü kültür yalnızca korunarak değil; düşünülerek, sorgulanarak ve yeniden anlamlandırılarak yaşar.

O hâlde eğitim sistemine yalnızca “Çocuk kaç net yaptı?”, “Hangi üniversiteye girdi?”, “Kaç yabancı dil biliyor?” diye sormayı bırakalım.

Daha zor bir soru soralım: Nasıl bir insan yetiştirdik?

Çok iyi hesap yapan ama başkasının hakkını hesaba katmayan; yapay zekâyı kullanan ama kendi aklını kullanmayan; üç yabancı dil konuşan ama yanındaki insanı dinlemeyen; duvarı diplomalarla dolu olduğu hâlde farklı düşünceye tahammül edemeyen insanlar yetiştiriyorsak eğitimde bir şeyleri eksik yapıyoruz demektir.

Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca insanların ne bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı belirler.

Eğitim yalnızca meslek sahibi üretme fabrikası değildir. Kültür de folklor gösterisi değildir. İkisinin kesiştiği yerde çok daha büyük bir mesele vardır: İnsan inşa etmek.

Bu nedenle eğitim tartışmalarında müfredattan, sınavdan, teknolojiden ve yapay zekâdan önce cevaplamamız gereken asıl soru şudur:

Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.