Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Felsefe Eğitimin Pusulasıdır!

Nasıl bir insan yetiştirmek istediğini bilmeyen bir ülkenin eğitim politikası olmaz; yalnızca okulları, müfredatı, sınavları ve eğitim bürokrasisi olur. Biz ise yıllardır müfredatı, sınavların adını, ders saatlerini ve modelleri değiştiriyoruz. Akıllı tahta aldık, tablet dağıttık, şimdi yapay zekâyı sınıfa sokuyoruz. Fakat asıl soruyu çoğu zaman atlıyoruz: Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz? Düşünen mi, ezberleyen mi? Sorgulayan mı, itaat eden mi? Üreten mi, kendisine sunulan seçeneklerden birini işaretleyen mi? Bu soruya cevap vermeden reform yapmak, nereye gideceğini bilmeden otomobilin motorunu güçlendirmeye benzer: Araç hızlanır ama yanlış yere daha çabuk varabilirsiniz. Felsefenin eğitimdeki işi tam da bu noktada başlar: “Niçin?” Matematiği formül ezberletmek için mi, akıl yürütmeyi geliştirmek için mi okutuyoruz? Tarihi isim ve tarihleri hafızaya yüklemek için mi, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurdurmak için mi? Edebiyatı yazar-eser eşleştirmek için mi, dili kullanabilen ve kendisini ifade edebilen insan yetiştirmek için mi? Felsefe müfredata daha fazla konu eklemez; hangi bilginin neden öğretileceğini sorgular. Öğretmenin rolünü, öğrencinin konumunu, sınavın neyi ölçeceğini, disiplinin neyi amaçladığını ve başarının ne anlama geldiğini belirleyen düşünce zeminini kurar. Ders aynı kalabilir; fakat amaç değiştiğinde eğitim değişir. Asıl çelişki sınıfta ortaya çıkar. “Eleştirel düşünen birey” isteriz ama öğrenci “Hocam, ben sizin gibi düşünmüyorum” dediğinde rahatsız oluruz. “Yaratıcılık” deriz ama herkesten aynı cevabı bekleriz. “Özgüven” deriz ama hata yapanı hemen düzeltiriz. “Sorumluluk” deriz ama öğrencinin adına hemen her kararı biz veririz. Sonra mezun olduğunda “Bu gençler niçin inisiyatif almıyor, niçin üretmiyor?” diye konferanslar düzenleriz. Belki konferanstan önce aynaya bakmak daha ucuzdur. Çünkü yıllarca “Otur, dinle, ezberle, doğru şıkkı işaretle” dediğimiz birinden mezuniyet günü “Şimdi özgür düşün, yaratıcı ol ve risk al” beklemek eğitimden çok iyi niyetli bir temennidir. Bir eğitim sisteminin gerçek felsefesi, yazdığı amaçlarda değil; soru soran, itiraz eden ve hata yapan öğrenciye nasıl davrandığında görülür. Sınavdan değerlere, disiplinden teknolojiye kadar aynı tutarlılık gerekir. Çocuğa yıllarca A, B, C, D arasından seçim yaptırıp hayatta kendi seçeneklerini üretmesini bekleyemeyiz; çünkü hayat çoğu zaman seçenekleri hazır vermez, bazen önce soruyu bulmak gerekir. Duvarlara “adalet, dürüstlük, saygı” yazmak da yetmez; okul adil değilse çocuk afişi değil, sistemi öğrenir. Akıllı tahta, tablet veya yapay zekâ da tek başına reform değildir. Öğrenci hâlâ ezberliyor, öğretmen hâlâ tek doğruyu aktarıyor ve sınav hâlâ hatırlamayı ödüllendiriyorsa teknoloji yalnızca eski eğitim anlayışına pahalı bir ekran takmıştır. Felsefe işte bütün bu uygulamaları tek ölçüyle sınar: “Yaptığımız şey, yetiştirmek istediğimiz insanla uyumlu mu?” Düşünen insan istiyorsak düşünmesine, sorumluluk sahibi insan istiyorsak karar vermesine, yaratıcı insan istiyorsak farklılaşmasına, adil insan istiyorsak adaleti yaşamasına alan açmak zorundayız. Soru soranı susturup sorgulayan, ezberi ödüllendirip düşünen, sürekli denetleyip sorumluluk sahibi insan yetiştiremeyiz. Sonra yetiştirdiğimiz kuşaklara bakıp “Bunlar neden böyle?” diye yakınmak kolaydır. Daha zor ve daha doğru soru şudur: “Biz onları nasıl yetiştirdik?” İşte felsefe bu soruyu mezuniyet töreninde değil, daha çocuk okula girerken sordurur. Çünkü felsefe eğitimin süsü değil, pusulasıdır; pusulası olmayan eğitim ise ne kadar reform yaparsa yapsın, nereye gittiğini bilemez.
Ekleme Tarihi: 25 Eylül 2026 -Cuma
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Felsefe Eğitimin Pusulasıdır!

Nasıl bir insan yetiştirmek istediğini bilmeyen bir ülkenin eğitim politikası olmaz; yalnızca okulları, müfredatı, sınavları ve eğitim bürokrasisi olur.

Biz ise yıllardır müfredatı, sınavların adını, ders saatlerini ve modelleri değiştiriyoruz. Akıllı tahta aldık, tablet dağıttık, şimdi yapay zekâyı sınıfa sokuyoruz.

Fakat asıl soruyu çoğu zaman atlıyoruz: Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Düşünen mi, ezberleyen mi?

Sorgulayan mı, itaat eden mi?

Üreten mi, kendisine sunulan seçeneklerden birini işaretleyen mi?

Bu soruya cevap vermeden reform yapmak, nereye gideceğini bilmeden otomobilin motorunu güçlendirmeye benzer: Araç hızlanır ama yanlış yere daha çabuk varabilirsiniz.

Felsefenin eğitimdeki işi tam da bu noktada başlar: “Niçin?”

Matematiği formül ezberletmek için mi, akıl yürütmeyi geliştirmek için mi okutuyoruz?

Tarihi isim ve tarihleri hafızaya yüklemek için mi, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurdurmak için mi?

Edebiyatı yazar-eser eşleştirmek için mi, dili kullanabilen ve kendisini ifade edebilen insan yetiştirmek için mi?

Felsefe müfredata daha fazla konu eklemez; hangi bilginin neden öğretileceğini sorgular. Öğretmenin rolünü, öğrencinin konumunu, sınavın neyi ölçeceğini, disiplinin neyi amaçladığını ve başarının ne anlama geldiğini belirleyen düşünce zeminini kurar. Ders aynı kalabilir; fakat amaç değiştiğinde eğitim değişir.

Asıl çelişki sınıfta ortaya çıkar. “Eleştirel düşünen birey” isteriz ama öğrenci “Hocam, ben sizin gibi düşünmüyorum” dediğinde rahatsız oluruz.

“Yaratıcılık” deriz ama herkesten aynı cevabı bekleriz.

“Özgüven” deriz ama hata yapanı hemen düzeltiriz.

“Sorumluluk” deriz ama öğrencinin adına hemen her kararı biz veririz.

Sonra mezun olduğunda “Bu gençler niçin inisiyatif almıyor, niçin üretmiyor?” diye konferanslar düzenleriz.

Belki konferanstan önce aynaya bakmak daha ucuzdur. Çünkü yıllarca “Otur, dinle, ezberle, doğru şıkkı işaretle” dediğimiz birinden mezuniyet günü “Şimdi özgür düşün, yaratıcı ol ve risk al” beklemek eğitimden çok iyi niyetli bir temennidir.

Bir eğitim sisteminin gerçek felsefesi, yazdığı amaçlarda değil; soru soran, itiraz eden ve hata yapan öğrenciye nasıl davrandığında görülür.

Sınavdan değerlere, disiplinden teknolojiye kadar aynı tutarlılık gerekir. Çocuğa yıllarca A, B, C, D arasından seçim yaptırıp hayatta kendi seçeneklerini üretmesini bekleyemeyiz; çünkü hayat çoğu zaman seçenekleri hazır vermez, bazen önce soruyu bulmak gerekir.

Duvarlara “adalet, dürüstlük, saygı” yazmak da yetmez; okul adil değilse çocuk afişi değil, sistemi öğrenir.

Akıllı tahta, tablet veya yapay zekâ da tek başına reform değildir. Öğrenci hâlâ ezberliyor, öğretmen hâlâ tek doğruyu aktarıyor ve sınav hâlâ hatırlamayı ödüllendiriyorsa teknoloji yalnızca eski eğitim anlayışına pahalı bir ekran takmıştır.

Felsefe işte bütün bu uygulamaları tek ölçüyle sınar: “Yaptığımız şey, yetiştirmek istediğimiz insanla uyumlu mu?”

Düşünen insan istiyorsak düşünmesine, sorumluluk sahibi insan istiyorsak karar vermesine, yaratıcı insan istiyorsak farklılaşmasına, adil insan istiyorsak adaleti yaşamasına alan açmak zorundayız.

Soru soranı susturup sorgulayan, ezberi ödüllendirip düşünen, sürekli denetleyip sorumluluk sahibi insan yetiştiremeyiz.

Sonra yetiştirdiğimiz kuşaklara bakıp “Bunlar neden böyle?” diye yakınmak kolaydır. Daha zor ve daha doğru soru şudur: “Biz onları nasıl yetiştirdik?”

İşte felsefe bu soruyu mezuniyet töreninde değil, daha çocuk okula girerken sordurur.

Çünkü felsefe eğitimin süsü değil, pusulasıdır; pusulası olmayan eğitim ise ne kadar reform yaparsa yapsın, nereye gittiğini bilemez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.