Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Ebeveynler düşünen çocuk ister mi?

Düşünen çocuğu herkes ister. Yeter ki düşüncesi aile büyüklerinin kanaatlerine, öğretmenin cevabına ve evin yerleşmiş düzenine fazla dokunmasın. Gökyüzünü sorgulasın; sofradaki adaletsizliği mümkünse görmesin. Yeni buluşlar yapsın ama “Bizim evde neden hep aynı kişi karar veriyor?” diye sormasın. Bu, bütün ailelerin portresi değil. Fakat çocukların merakını överken onların itirazları karşısında duyabildiğimiz huzursuzluğun biraz büyütülmüş bir resmi. Bir çocuğun düşünmesini istemekle düşüncesinin sonuçlarına katlanmak arasında, gündelik hayatın içinde kolayca açılan bir mesafe var. Çocuk dünyaya sorularla yerleşir. Oyuncağını söker, karıncaların yolunu izler, aynı hikâyenin sonuna yeniden itiraz eder. Biz ise çoğu zaman onun düşüncesini, ancak düzgün bir cümleye dönüştüğünde tanırız. Duraksadığında kelimesini tamamlar, sustuğunda cevabı veririz. Yardım ettiğimizi düşünürken kendi sesimizi onun zihninin önüne geçirebiliriz. Çocuklar elbette düşünebilir. Devrilen kulesini başka türlü kuran çocuk, neden sonuç ilişkisini araştırmaktadır. Bir arkadaşının davranışını haksız bulan çocuk, henüz adını bilmediği bir ahlak tartışmasının içindedir. Bu düşünme, yetişkin muhakemesinin bütün özelliklerini taşımaz. Ama filizin ağaca benzememesi, onun canlı olmadığını göstermez. Eğitim haberleri de artık çocuğun yalnızca ne bildiğini sormuyor. OECD’nin Haziran 2024’te yayımladığı PISA yaratıcı düşünme sonuçlarında öğrencilerin özgün ve çeşitli fikirler üretme, fikirleri değerlendirme ve geliştirme becerileri ele alındı. Yaratıcı düşünme ile eleştirel düşünme aynı şey değildir; yine de bu değerlendirme, başarının ezberlenmiş doğru cevaplarla sınırlanamayacağını hatırlatıyor. Raporun açtığı soruyu kendi sınıflarımıza taşıyalım: Öğrenciye “Farklı düşün” deyip yalnızca bizim beklediğimiz cevabı ödüllendiriyorsak ne öğretiyoruz? Bir kompozisyonda özgürlükten söz etmesini istiyor, okulda yaşadığı bir haksızlığı yazmasını sakıncalı buluyorsak, kelimenin anlamını mı öğretiyoruz, kullanım sınırını mı? Evde de küçük sınavlar var. “Bu masaldan ne ders çıkardık?” sorusu bazen bütün yolları yetişkinin beklediği sonuca kapatır. “Sence burada kime haksızlık edildi?” sorusu başka kapılar açabilir. Çocuk herkesin sevdiği kahramanı bencil bulabilir. İşte o anda asıl ders başlar: Beklemediğimiz cevabı dinleyebilecek miyiz? Dinlemek, her görüşü doğru saymak değildir. “Böyle düşünmene hangi olay neden oldu?”, “Başka bir açıklama olabilir mi?”, “Fikrini değiştirecek ne görmen gerekirdi?” diye sorabiliriz. Ancak her sohbeti sözlü sınava çevirmemeliyiz. Peş peşe sıralanan nedenler, çocuğun merakını beslemek yerine onu savunmaya itebilir. Bazen en iyi soru, ardından susabildiğimiz sorudur. Dijital çağda bu sabır daha da değerli. Yapay zekâ birkaç saniyede bir ödev hazırlayabiliyor. Çocuk metni teslim ediyor; fakat metnin içinden gerçekten geçip geçmediğini bilmiyoruz. Sayfanın dolu olması, zihnin çalıştığına tek başına kanıt olamıyor. UNESCO’nun Nisan 2026 tarihli eğitim dosyasında yapay zekânın insanın karar verme ve zihinsel gelişim süreçlerini desteklemesi gerektiği vurgulanıyor. Teknolojinin sınırlarını tanımak ve eleştirel değerlendirme yapmak da eğitimin parçası olarak ele alınıyor. Meseleyi evde somutlaştırmak mümkün: Birlikte bir soru sorup cevabın hangi bölümünü doğrulayabileceğimizi araştırabiliriz. Çocuk, kendinden emin bir anlatımın doğruluk belgesi olmadığını böyle öğrenebilir. Telefon tartışması da aynı kapıya çıkıyor. Millî Eğitim Bakanlığının 2024–2025 eğitim yılı genelgesinde sınıfta cep telefonu bulundurmama uygulamasının sürdürüleceği, dijital imkânlardan doğru yararlanmaya yönelik rehberliğe ağırlık verileceği belirtilmişti. Dikkati korumak için alınan tedbirin yanında, ekran yeniden açıldığında ne yapılacağını da konuşmalıyız. Telefonu çantaya koymakla, her iddiaya inanma alışkanlığını çantaya koymuş olmuyoruz. Aile grubuna gelen bir video bunun için yeterli bir başlangıçtır. Çocuk “Bu gerçekten olmuş mu?” diye sorduğunda, “Büyüklerin gönderdiğini sorgulama” cevabını alıyorsa medya okuryazarlığı evin kapısında kalır. “Birlikte bakalım” denildiğinde ise sofra, küçük bir araştırma masasına dönüşebilir. Düşünmenin bilgiye ihtiyacı vardır. Okumadan, gözlemlemeden, sözcüklerle ve deneyimlerle karşılaşmadan çocuktan güçlü değerlendirmeler bekleyemeyiz. Bir reklamın bizi neden acele ettirdiğini konuşabilir, iki haberin aynı olayı nasıl farklı anlattığına bakabiliriz. Çocuğun kendi cevabını kurmasına zaman tanımak kadar, o cevabı besleyecek malzemeyi sunmak da önemlidir. Bir de güven gerekir. “Bilmiyorum” dediğinde küçümsenmeyen, yanlış yaptığında alaya alınmayan çocuk, düşüncesini ortaya koymaya daha rahat cesaret edebilir. Yetişkinin “Ben yanlış biliyormuşum” diyebilmesi bu güvenin en inandırıcı derslerinden biridir. Buna karşılık her tartışmada haklı çıkmak zorunda olan büyük, çocuğa başka bir yol gösterir: Gücün varsa yanlışını da koruyabilirsin. Elbette bütün kurallar her sabah yeniden oylanmaz. Çocuğun güvenliği, başkalarının hakları ve birlikte yaşamanın sorumlulukları vardır. Fakat sınır koyarken gerekçe sunabiliriz. İtirazını dinleyip kararımızı koruyabilir, bazen de onun haklı olduğunu görerek kararımızı değiştirebiliriz. Ebeveynler düşünen çocuk ister mi? İsterler; ama bu isteğin günlük hayattaki karşılığı her zaman kolay değildir. Yorgunluk, kaygı ve alışkanlıklar araya girer. Düşünen çocuk bizi yavaşlatabilir. Unuttuğumuz sözümüzü hatırlatabilir. Kendimize yakıştırmadığımız bir davranışımızı gösterebilir. Bir gün karşımızda durup “Sana katılmıyorum, çünkü…” dediğinde önümüzde iki ihtimal vardır. Sözünü kesip büyüklüğümüzü hatırlatabiliriz. Ya da cümlesinin sonunu dinler, yıllardır büyütmeye çalıştığımız aklın artık kendi ayakları üzerinde durduğunu görebiliriz. Düşünen çocuğu kimin istediği, belki de en iyi o anda anlaşılır.
Ekleme Tarihi: 24 Ekim 2026 -Cumartesi
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Ebeveynler düşünen çocuk ister mi?

Düşünen çocuğu herkes ister. Yeter ki düşüncesi aile büyüklerinin kanaatlerine, öğretmenin cevabına ve evin yerleşmiş düzenine fazla dokunmasın.

Gökyüzünü sorgulasın; sofradaki adaletsizliği mümkünse görmesin. Yeni buluşlar yapsın ama “Bizim evde neden hep aynı kişi karar veriyor?” diye sormasın.

Bu, bütün ailelerin portresi değil. Fakat çocukların merakını överken onların itirazları karşısında duyabildiğimiz huzursuzluğun biraz büyütülmüş bir resmi. Bir çocuğun düşünmesini istemekle düşüncesinin sonuçlarına katlanmak arasında, gündelik hayatın içinde kolayca açılan bir mesafe var.

Çocuk dünyaya sorularla yerleşir. Oyuncağını söker, karıncaların yolunu izler, aynı hikâyenin sonuna yeniden itiraz eder.

Biz ise çoğu zaman onun düşüncesini, ancak düzgün bir cümleye dönüştüğünde tanırız. Duraksadığında kelimesini tamamlar, sustuğunda cevabı veririz. Yardım ettiğimizi düşünürken kendi sesimizi onun zihninin önüne geçirebiliriz.

Çocuklar elbette düşünebilir. Devrilen kulesini başka türlü kuran çocuk, neden sonuç ilişkisini araştırmaktadır.

Bir arkadaşının davranışını haksız bulan çocuk, henüz adını bilmediği bir ahlak tartışmasının içindedir.

Bu düşünme, yetişkin muhakemesinin bütün özelliklerini taşımaz. Ama filizin ağaca benzememesi, onun canlı olmadığını göstermez.

Eğitim haberleri de artık çocuğun yalnızca ne bildiğini sormuyor. OECD’nin Haziran 2024’te yayımladığı PISA yaratıcı düşünme sonuçlarında öğrencilerin özgün ve çeşitli fikirler üretme, fikirleri değerlendirme ve geliştirme becerileri ele alındı. Yaratıcı düşünme ile eleştirel düşünme aynı şey değildir; yine de bu değerlendirme, başarının ezberlenmiş doğru cevaplarla sınırlanamayacağını hatırlatıyor.

Raporun açtığı soruyu kendi sınıflarımıza taşıyalım: Öğrenciye “Farklı düşün” deyip yalnızca bizim beklediğimiz cevabı ödüllendiriyorsak ne öğretiyoruz?

Bir kompozisyonda özgürlükten söz etmesini istiyor, okulda yaşadığı bir haksızlığı yazmasını sakıncalı buluyorsak, kelimenin anlamını mı öğretiyoruz, kullanım sınırını mı?

Evde de küçük sınavlar var. “Bu masaldan ne ders çıkardık?” sorusu bazen bütün yolları yetişkinin beklediği sonuca kapatır. “Sence burada kime haksızlık edildi?” sorusu başka kapılar açabilir.

Çocuk herkesin sevdiği kahramanı bencil bulabilir. İşte o anda asıl ders başlar: Beklemediğimiz cevabı dinleyebilecek miyiz?

Dinlemek, her görüşü doğru saymak değildir. “Böyle düşünmene hangi olay neden oldu?”, “Başka bir açıklama olabilir mi?”, “Fikrini değiştirecek ne görmen gerekirdi?” diye sorabiliriz.

Ancak her sohbeti sözlü sınava çevirmemeliyiz. Peş peşe sıralanan nedenler, çocuğun merakını beslemek yerine onu savunmaya itebilir. Bazen en iyi soru, ardından susabildiğimiz sorudur.

Dijital çağda bu sabır daha da değerli.

Yapay zekâ birkaç saniyede bir ödev hazırlayabiliyor. Çocuk metni teslim ediyor; fakat metnin içinden gerçekten geçip geçmediğini bilmiyoruz. Sayfanın dolu olması, zihnin çalıştığına tek başına kanıt olamıyor.

UNESCO’nun Nisan 2026 tarihli eğitim dosyasında yapay zekânın insanın karar verme ve zihinsel gelişim süreçlerini desteklemesi gerektiği vurgulanıyor. Teknolojinin sınırlarını tanımak ve eleştirel değerlendirme yapmak da eğitimin parçası olarak ele alınıyor.

Meseleyi evde somutlaştırmak mümkün: Birlikte bir soru sorup cevabın hangi bölümünü doğrulayabileceğimizi araştırabiliriz. Çocuk, kendinden emin bir anlatımın doğruluk belgesi olmadığını böyle öğrenebilir.

Telefon tartışması da aynı kapıya çıkıyor. Millî Eğitim Bakanlığının 2024–2025 eğitim yılı genelgesinde sınıfta cep telefonu bulundurmama uygulamasının sürdürüleceği, dijital imkânlardan doğru yararlanmaya yönelik rehberliğe ağırlık verileceği belirtilmişti.

Dikkati korumak için alınan tedbirin yanında, ekran yeniden açıldığında ne yapılacağını da konuşmalıyız. Telefonu çantaya koymakla, her iddiaya inanma alışkanlığını çantaya koymuş olmuyoruz.

Aile grubuna gelen bir video bunun için yeterli bir başlangıçtır. Çocuk “Bu gerçekten olmuş mu?” diye sorduğunda, “Büyüklerin gönderdiğini sorgulama” cevabını alıyorsa medya okuryazarlığı evin kapısında kalır. “Birlikte bakalım” denildiğinde ise sofra, küçük bir araştırma masasına dönüşebilir.

Düşünmenin bilgiye ihtiyacı vardır.

Okumadan, gözlemlemeden, sözcüklerle ve deneyimlerle karşılaşmadan çocuktan güçlü değerlendirmeler bekleyemeyiz. Bir reklamın bizi neden acele ettirdiğini konuşabilir, iki haberin aynı olayı nasıl farklı anlattığına bakabiliriz. Çocuğun kendi cevabını kurmasına zaman tanımak kadar, o cevabı besleyecek malzemeyi sunmak da önemlidir.

Bir de güven gerekir. “Bilmiyorum” dediğinde küçümsenmeyen, yanlış yaptığında alaya alınmayan çocuk, düşüncesini ortaya koymaya daha rahat cesaret edebilir. Yetişkinin “Ben yanlış biliyormuşum” diyebilmesi bu güvenin en inandırıcı derslerinden biridir.

Buna karşılık her tartışmada haklı çıkmak zorunda olan büyük, çocuğa başka bir yol gösterir: Gücün varsa yanlışını da koruyabilirsin.

Elbette bütün kurallar her sabah yeniden oylanmaz. Çocuğun güvenliği, başkalarının hakları ve birlikte yaşamanın sorumlulukları vardır. Fakat sınır koyarken gerekçe sunabiliriz. İtirazını dinleyip kararımızı koruyabilir, bazen de onun haklı olduğunu görerek kararımızı değiştirebiliriz.

Ebeveynler düşünen çocuk ister mi?

İsterler; ama bu isteğin günlük hayattaki karşılığı her zaman kolay değildir. Yorgunluk, kaygı ve alışkanlıklar araya girer.

Düşünen çocuk bizi yavaşlatabilir.

Unuttuğumuz sözümüzü hatırlatabilir.

Kendimize yakıştırmadığımız bir davranışımızı gösterebilir.

Bir gün karşımızda durup “Sana katılmıyorum, çünkü…” dediğinde önümüzde iki ihtimal vardır. Sözünü kesip büyüklüğümüzü hatırlatabiliriz. Ya da cümlesinin sonunu dinler, yıllardır büyütmeye çalıştığımız aklın artık kendi ayakları üzerinde durduğunu görebiliriz.

Düşünen çocuğu kimin istediği, belki de en iyi o anda anlaşılır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.