Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Maarif Modeli öğretmenine önerilerim!

Öğretmenim! Yeni dönem yeni başladı. Belki de mesleğe yeni başladın. Elinde ders kitapları, önünde müfredat, zihninde yetiştirmen gereken konular ve sınıfında sana bakan onlarca öğrenci var. İlk günlerde doğal olarak “Bu çocuklara ne öğreteceğim?” diye düşünüyorsun. Sana ilk tavsiyem şu: Bu soruyu biraz değiştir. “Ne öğreteceğim?” sorusunun yanına “Öğrenmeyi nasıl öğreteceğim?” sorusunu koy. Çünkü öğretmenliğin asıl değeri, öğrencinin zihnine ne kadar bilgi yerleştirdiğinle değil, sen sınıftan çıktıktan sonra onun kendi başına öğrenmeye devam edip edemediğiyle anlaşılır. Bir öğrenciye yüzlerce bilgi verebilirsin; fakat ona öğrenmeyi öğretirsen, bütün hayatı boyunca kullanabileceği bir kapı açmış olursun. Öğretmenim! Unutma ki öğrenme yalnızca bilgi edinmek değildir. Öğrenme bir dönüşüm, daha derin anlamıyla bir insanlaşma sürecidir. İnsan dünyaya biyolojik bir varlık olarak gelir; fakat dil, kültür, ilişkiler, deneyimler, sorular ve eğitim aracılığıyla kendisini yavaş yavaş kurar. Öğrendikçe dünyayı, başkalarını ve nihayet kendisini başka türlü görmeye başlar. Gerçekten öğrenen insan, öğrenmeden önceki insan olarak kalamaz. Bazen yeni bir bilgi eski bir düşüncesini değiştirir, bazen yıllardır doğru bildiğini sorgulatır, bazen de hayata baktığı pencereyi bütünüyle değiştirir. Senin asıl görevin işte bu dönüşümün önünü açmaktır. Öğretmenim! Öğrencinin kafasını doldurmaya çalışma; zihnini harekete geçir. Öğretim malzemesini öğrenciye aktarmakla öğretmenlik görevini tamamladığını düşünme. Bilgi öğretmenin zihninden öğrencinin defterine, oradan da sınav kâğıdına taşınıp sınavdan sonra unutuluyorsa buna gerçek anlamda öğrenme demek zordur. Bilgi öğrencinin zihninde bir soruya, bir meraka, bir sorgulamaya dönüşmelidir. Öğrenci öğrendiği bilgiyle dünyaya başka türlü bakabiliyorsa öğrenme başlamış demektir. Öğretmenim! Öğrencini kendine benzetmeye çalışma. Senin doğrularını tekrar etmesi, senin dünya görüşünü benimsemesi, senin gibi konuşması ve senin gibi düşünmesi iyi eğitim aldığını göstermez. Öğretmenin görevi kendisinin küçük zihinsel kopyalarını üretmek değildir. Asıl başarı, öğrencinin bir gün karşına çıkıp “Öğretmenim, ben bu konuda sizin gibi düşünmüyorum; çünkü…” diyebilmesidir. Hele o “çünkü”den sonra sana kanıt, gerekçe ve tutarlı bir düşünce sunabiliyorsa sevin. Çünkü artık yalnızca dersini öğrenen değil, düşünmeyi öğrenen bir öğrenci vardır karşında. Öğretmenim! Öğrencilerine cevap vermekten çok soru sormayı öğret. “Doğru cevap nedir?” kadar “Neden böyle düşünüyorsun?”, “Bunun kanıtı nedir?”, “Başka türlü düşünülebilir mi?”, “Sana bunu kim öğretti?”, “Yanılıyor olabilir misin?” ve “Karşındaki insanın gözünden bakarsan ne görürsün?” sorularını da sınıfa sok. Çünkü düşünme çoğu zaman cevabın bulunduğu yerde değil, sorunun başladığı yerde ortaya çıkar. Her sorunun cevabını veren öğretmen olmak yerine öğrencinin yeni sorular üretmesini sağlayan öğretmen olmaya çalış. Öğretmenim! Öğrencinin hata yapmasına izin ver. Her yanlış cevabı hemen düzeltilmesi gereken bir kusur gibi görme. İnsan bazen doğru cevaptan çok, yanlış cevabının neden yanlış olduğunu düşünürken öğrenir. Öğrenci yanılacak, deneyecek, başarısız olacak, vazgeçecek ve yeniden başlayacak. Her yanlışında önüne doğru cevabı koyarsan ona yardım ettiğini düşünebilirsin; fakat farkında olmadan düşünme fırsatını da elinden alabilirsin. Bazen “Yanlış” demeden önce “Neden böyle düşündün?” diye sor. Yanlış cevabın arkasında çok değerli bir düşünme süreci bulunabilir. Öğretmenim! Çocuğun merakını öldürme. Çocuk zaten okula soru sorarak gelir. “Neden?”, “Nasıl?”, “Niçin?”, “Peki böyle olmasaydı ne olurdu?” diye merak eder. Yıllarca eğitim gördükten sonra tek sorusu “Hocam, bu sınavda çıkacak mı?” olmuşsa burada hepimizin düşünmesi gereken bir sorun vardır. Eğitim merakı büyütmesi gerekirken bazen onu sınav sorusuna indirger. Oysa gerçek öğrenme, sınav bittikten sonra unutulan bilgi değil, sınav bittikten sonra bile insanın peşini bırakmayan meraktır. Öğretmenim! Notları, sınavları ve müfredatı öğretmenliğinin amacı hâline getirme. Bunlar araçtır. Elbette öğrencin matematik öğrenecek, tarih bilecek, dilini geliştirecek, fen bilimlerini anlayacak. Fakat bütün bunların sonunda daha çok bilen ama düşünemeyen, sorgulayamayan, başkasını anlayamayan ve kendi önyargılarının farkına varamayan bir insan ortaya çıkıyorsa eğitimin önemli bir tarafı eksik kalmış demektir. Öğrencinin hafızasını büyütürken insanlığını küçültme. Öğretmenim! Her şeyi biliyormuş gibi davranma. Bazen öğrencinin karşısında rahatça “Bilmiyorum” de. Hatta gerektiğinde “Yanılmışım” diyebil. Bunlar öğretmenin otoritesini azaltan değil, öğrenmenin ne olduğunu gösteren cümlelerdir. Öğrenciye verebileceğin en değerli derslerden biri, insanın yanılabileceğini ve yeni bilgiler karşısında düşüncesini değiştirebileceğini göstermektir. Çünkü öğrenmenin temel şartlarından biri, gerektiğinde kendi doğrusundan şüphe edebilmektir. Öğretmenim! Otoriteni haklı olmakla karıştırma. Sınıfta öğretmen sensin; sorumluluğun, bilgin ve deneyimin öğrenciden farklıdır. Fakat öğretmen olmak her konuda haklı olmak anlamına gelmez. Öğrencinin senden çekindiği için sustuğu bir sınıf çok düzenli görünebilir; fakat sessizlik her zaman öğrenmenin göstergesi değildir. Öğrencinin sana saygı duymasını iste ama senden korkmasını isteme. Korkan öğrenci öğretmenin istediği cevabı arar; özgür öğrenci ise doğru soruyu arar. Öğretmenim! Öğrencinin hayat hikâyesini onun adına yazmaya kalkma. Ona sürekli ne olması, nasıl düşünmesi ve hangi yolu seçmesi gerektiğini söyleme. Doktor, mühendis, akademisyen, sanatçı ya da senin zihnindeki “ideal insan” olmak zorunda değil. Sen onun hikâyesinin yazarı değilsin. Kalemi onun elinden alma. Senin görevin o kalemi nasıl kullanacağını öğrenmesine yardımcı olmaktır. Kaynakları göster, yolları aç, sorular sordur; ama sonunda kendi yolunu seçmesine izin ver. Öğretmenim! Öğrencinin senden farklı düşünmesinden korkma. Bir gün senin önem verdiğin bir şeyi önemsiz bulabilir. Senin dünya görüşünden farklı bir dünya görüşü geliştirebilir. Hatta yıllar önce ona öğrettiğin bazı düşünceleri sorgulayabilir. Eğer bunu bilgiye, düşünmeye ve gerekçeye dayanarak yapıyorsa bunu başarısızlık olarak görme. Çünkü eğitimin amacı öğrencinin hangi sonuca ulaşacağını belirlemek değil, o sonuca kendi aklıyla ulaşabilecek yetkinliği kazandırmaktır. Öğretmenim! Gerektiğinde geri çekilmeyi bil. Başlangıçta elinden tuttuğun öğrenci bir gün kendi başına yürümeli. Hatta senin hiç gitmediğin yerlere gidebilmeli. Senin okumadığın kitapları okumalı, sormadığın soruları sormalı, bilmediğin şeyleri öğrenmeli ve belki seni aşmalı. Bundan rahatsız olma. İyi öğretmenin öğrencisi sonsuza kadar öğretmeninin arkasından yürümez; bir gün kendi yolunu bulur. Öğrencisini kendisine bağımlı hâle getirmek değil, sonunda kendisine ihtiyaç duymayacak kadar güçlendirmek öğretmenliğin önemli başarılarından biridir. Öğretmenim! Sen de öğrenmeye devam et. Karşındaki çocuk tamamlanmış bir insan değildir; ama sen de değilsin. İnsanlaşmanın mezuniyet töreni yoktur. Öğrenci öğrenirken sen de öğreneceksin, o değişirken sen de değişeceksin. Bugün kesinlikle doğru kabul ettiğin bir düşünceyi yarın sorgulayabilirsin. Bundan korkma. Çünkü değişebilmek düşünsel zayıflık değil, çoğu zaman öğrenmenin göstergesidir. Öğretmenim! Şunu hiç unutma: Öğretmenlik yalnızca öğrenciyi dönüştüren bir meslek değildir; iyi yapıldığında öğretmeni de dönüştürür. Her öğrenci sana başka bir insan ihtimalini gösterir. En sessiz öğrenciden sabrı, en zor öğrenciden sınırlarını, en meraklı öğrenciden yeniden merak etmeyi öğrenebilirsin. Yıllar geçtikçe sınıfa yalnızca öğretmeye girmediğini fark edersin. Sen de o sınıfta yeniden ve yeniden kurulursun. Öğretmenim! Sonunda yapman gereken belki de oldukça basit: Öğrenciyi kendi istediğin insana dönüştürmeye çalışma; ona dönüşebilme imkânı kazandır. Yalnızca bilgi verme, öğrenmeyi öğret. Yalnızca cevap verme, soru sormayı öğret. Yalnızca ne düşüneceğini söyleme, nasıl düşüneceğini öğret. Yanlış yapmasına, yeniden denemesine, sana itiraz etmesine ve bir gün seni aşmasına izin ver. Çünkü öğrenmek dönüşmektir. Dönüşmek kendini yeniden kurmaktır. İnsanlaşmak ise bu yeniden kuruluşun hayat boyu devam etmesidir. Öğretmen, öğrencinin hayat hikâyesinin yazarı değildir. O hikâyenin yazılmasına bir süreliğine eşlik eden insandır. Öğretmenim! Eğitim dönüşümdür. Hem senin hem de öğrencin için. İnsanlaşma dönüşümü gerektirir!
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Maarif Modeli öğretmenine önerilerim!

Öğretmenim! Yeni dönem yeni başladı. Belki de mesleğe yeni başladın. Elinde ders kitapları, önünde müfredat, zihninde yetiştirmen gereken konular ve sınıfında sana bakan onlarca öğrenci var. İlk günlerde doğal olarak “Bu çocuklara ne öğreteceğim?” diye düşünüyorsun. Sana ilk tavsiyem şu: Bu soruyu biraz değiştir.

“Ne öğreteceğim?” sorusunun yanına “Öğrenmeyi nasıl öğreteceğim?” sorusunu koy.

Çünkü öğretmenliğin asıl değeri, öğrencinin zihnine ne kadar bilgi yerleştirdiğinle değil, sen sınıftan çıktıktan sonra onun kendi başına öğrenmeye devam edip edemediğiyle anlaşılır.

Bir öğrenciye yüzlerce bilgi verebilirsin; fakat ona öğrenmeyi öğretirsen, bütün hayatı boyunca kullanabileceği bir kapı açmış olursun.

Öğretmenim! Unutma ki öğrenme yalnızca bilgi edinmek değildir.

Öğrenme bir dönüşüm, daha derin anlamıyla bir insanlaşma sürecidir.

İnsan dünyaya biyolojik bir varlık olarak gelir; fakat dil, kültür, ilişkiler, deneyimler, sorular ve eğitim aracılığıyla kendisini yavaş yavaş kurar. Öğrendikçe dünyayı, başkalarını ve nihayet kendisini başka türlü görmeye başlar.

Gerçekten öğrenen insan, öğrenmeden önceki insan olarak kalamaz. Bazen yeni bir bilgi eski bir düşüncesini değiştirir, bazen yıllardır doğru bildiğini sorgulatır, bazen de hayata baktığı pencereyi bütünüyle değiştirir.

Senin asıl görevin işte bu dönüşümün önünü açmaktır.

Öğretmenim! Öğrencinin kafasını doldurmaya çalışma; zihnini harekete geçir.

Öğretim malzemesini öğrenciye aktarmakla öğretmenlik görevini tamamladığını düşünme.

Bilgi öğretmenin zihninden öğrencinin defterine, oradan da sınav kâğıdına taşınıp sınavdan sonra unutuluyorsa buna gerçek anlamda öğrenme demek zordur.

Bilgi öğrencinin zihninde bir soruya, bir meraka, bir sorgulamaya dönüşmelidir.

Öğrenci öğrendiği bilgiyle dünyaya başka türlü bakabiliyorsa öğrenme başlamış demektir.

Öğretmenim! Öğrencini kendine benzetmeye çalışma.

Senin doğrularını tekrar etmesi, senin dünya görüşünü benimsemesi, senin gibi konuşması ve senin gibi düşünmesi iyi eğitim aldığını göstermez.

Öğretmenin görevi kendisinin küçük zihinsel kopyalarını üretmek değildir. Asıl başarı, öğrencinin bir gün karşına çıkıp “Öğretmenim, ben bu konuda sizin gibi düşünmüyorum; çünkü…” diyebilmesidir. Hele o “çünkü”den sonra sana kanıt, gerekçe ve tutarlı bir düşünce sunabiliyorsa sevin.

Çünkü artık yalnızca dersini öğrenen değil, düşünmeyi öğrenen bir öğrenci vardır karşında.

Öğretmenim! Öğrencilerine cevap vermekten çok soru sormayı öğret.

“Doğru cevap nedir?” kadar “Neden böyle düşünüyorsun?”, “Bunun kanıtı nedir?”, “Başka türlü düşünülebilir mi?”, “Sana bunu kim öğretti?”, “Yanılıyor olabilir misin?” ve “Karşındaki insanın gözünden bakarsan ne görürsün?” sorularını da sınıfa sok.

Çünkü düşünme çoğu zaman cevabın bulunduğu yerde değil, sorunun başladığı yerde ortaya çıkar. Her sorunun cevabını veren öğretmen olmak yerine öğrencinin yeni sorular üretmesini sağlayan öğretmen olmaya çalış.

Öğretmenim! Öğrencinin hata yapmasına izin ver.

Her yanlış cevabı hemen düzeltilmesi gereken bir kusur gibi görme. İnsan bazen doğru cevaptan çok, yanlış cevabının neden yanlış olduğunu düşünürken öğrenir.

Öğrenci yanılacak, deneyecek, başarısız olacak, vazgeçecek ve yeniden başlayacak. Her yanlışında önüne doğru cevabı koyarsan ona yardım ettiğini düşünebilirsin; fakat farkında olmadan düşünme fırsatını da elinden alabilirsin.

Bazen “Yanlış” demeden önce “Neden böyle düşündün?” diye sor. Yanlış cevabın arkasında çok değerli bir düşünme süreci bulunabilir.

Öğretmenim!

Çocuğun merakını öldürme.

Çocuk zaten okula soru sorarak gelir. “Neden?”, “Nasıl?”, “Niçin?”, “Peki böyle olmasaydı ne olurdu?” diye merak eder.

Yıllarca eğitim gördükten sonra tek sorusu “Hocam, bu sınavda çıkacak mı?” olmuşsa burada hepimizin düşünmesi gereken bir sorun vardır. Eğitim merakı büyütmesi gerekirken bazen onu sınav sorusuna indirger.

Oysa gerçek öğrenme, sınav bittikten sonra unutulan bilgi değil, sınav bittikten sonra bile insanın peşini bırakmayan meraktır.

Öğretmenim! Notları, sınavları ve müfredatı öğretmenliğinin amacı hâline getirme.

Bunlar araçtır. Elbette öğrencin matematik öğrenecek, tarih bilecek, dilini geliştirecek, fen bilimlerini anlayacak.

Fakat bütün bunların sonunda daha çok bilen ama düşünemeyen, sorgulayamayan, başkasını anlayamayan ve kendi önyargılarının farkına varamayan bir insan ortaya çıkıyorsa eğitimin önemli bir tarafı eksik kalmış demektir.

Öğrencinin hafızasını büyütürken insanlığını küçültme.

Öğretmenim! Her şeyi biliyormuş gibi davranma.

Bazen öğrencinin karşısında rahatça “Bilmiyorum” de. Hatta gerektiğinde “Yanılmışım” diyebil.

Bunlar öğretmenin otoritesini azaltan değil, öğrenmenin ne olduğunu gösteren cümlelerdir. Öğrenciye verebileceğin en değerli derslerden biri, insanın yanılabileceğini ve yeni bilgiler karşısında düşüncesini değiştirebileceğini göstermektir.

Çünkü öğrenmenin temel şartlarından biri, gerektiğinde kendi doğrusundan şüphe edebilmektir.

Öğretmenim! Otoriteni haklı olmakla karıştırma.

Sınıfta öğretmen sensin; sorumluluğun, bilgin ve deneyimin öğrenciden farklıdır.

Fakat öğretmen olmak her konuda haklı olmak anlamına gelmez. Öğrencinin senden çekindiği için sustuğu bir sınıf çok düzenli görünebilir; fakat sessizlik her zaman öğrenmenin göstergesi değildir.

Öğrencinin sana saygı duymasını iste ama senden korkmasını isteme. Korkan öğrenci öğretmenin istediği cevabı arar; özgür öğrenci ise doğru soruyu arar.

Öğretmenim! Öğrencinin hayat hikâyesini onun adına yazmaya kalkma.

Ona sürekli ne olması, nasıl düşünmesi ve hangi yolu seçmesi gerektiğini söyleme. Doktor, mühendis, akademisyen, sanatçı ya da senin zihnindeki “ideal insan” olmak zorunda değil.

Sen onun hikâyesinin yazarı değilsin. Kalemi onun elinden alma.

Senin görevin o kalemi nasıl kullanacağını öğrenmesine yardımcı olmaktır. Kaynakları göster, yolları aç, sorular sordur; ama sonunda kendi yolunu seçmesine izin ver.

Öğretmenim! Öğrencinin senden farklı düşünmesinden korkma.

Bir gün senin önem verdiğin bir şeyi önemsiz bulabilir. Senin dünya görüşünden farklı bir dünya görüşü geliştirebilir.

Hatta yıllar önce ona öğrettiğin bazı düşünceleri sorgulayabilir. Eğer bunu bilgiye, düşünmeye ve gerekçeye dayanarak yapıyorsa bunu başarısızlık olarak görme.

Çünkü eğitimin amacı öğrencinin hangi sonuca ulaşacağını belirlemek değil, o sonuca kendi aklıyla ulaşabilecek yetkinliği kazandırmaktır.

Öğretmenim! Gerektiğinde geri çekilmeyi bil.

Başlangıçta elinden tuttuğun öğrenci bir gün kendi başına yürümeli. Hatta senin hiç gitmediğin yerlere gidebilmeli. Senin okumadığın kitapları okumalı, sormadığın soruları sormalı, bilmediğin şeyleri öğrenmeli ve belki seni aşmalı. Bundan rahatsız olma.

İyi öğretmenin öğrencisi sonsuza kadar öğretmeninin arkasından yürümez; bir gün kendi yolunu bulur.

Öğrencisini kendisine bağımlı hâle getirmek değil, sonunda kendisine ihtiyaç duymayacak kadar güçlendirmek öğretmenliğin önemli başarılarından biridir.

Öğretmenim! Sen de öğrenmeye devam et.

Karşındaki çocuk tamamlanmış bir insan değildir; ama sen de değilsin.

İnsanlaşmanın mezuniyet töreni yoktur. Öğrenci öğrenirken sen de öğreneceksin, o değişirken sen de değişeceksin.

Bugün kesinlikle doğru kabul ettiğin bir düşünceyi yarın sorgulayabilirsin. Bundan korkma.

Çünkü değişebilmek düşünsel zayıflık değil, çoğu zaman öğrenmenin göstergesidir.

Öğretmenim! Şunu hiç unutma: Öğretmenlik yalnızca öğrenciyi dönüştüren bir meslek değildir; iyi yapıldığında öğretmeni de dönüştürür.

Her öğrenci sana başka bir insan ihtimalini gösterir. En sessiz öğrenciden sabrı, en zor öğrenciden sınırlarını, en meraklı öğrenciden yeniden merak etmeyi öğrenebilirsin.

Yıllar geçtikçe sınıfa yalnızca öğretmeye girmediğini fark edersin. Sen de o sınıfta yeniden ve yeniden kurulursun.

Öğretmenim! Sonunda yapman gereken belki de oldukça basit: Öğrenciyi kendi istediğin insana dönüştürmeye çalışma; ona dönüşebilme imkânı kazandır.

Yalnızca bilgi verme, öğrenmeyi öğret.

Yalnızca cevap verme, soru sormayı öğret.

Yalnızca ne düşüneceğini söyleme, nasıl düşüneceğini öğret.

Yanlış yapmasına, yeniden denemesine, sana itiraz etmesine ve bir gün seni aşmasına izin ver.

Çünkü öğrenmek dönüşmektir.

Dönüşmek kendini yeniden kurmaktır.

İnsanlaşmak ise bu yeniden kuruluşun hayat boyu devam etmesidir.

Öğretmen, öğrencinin hayat hikâyesinin yazarı değildir.

O hikâyenin yazılmasına bir süreliğine eşlik eden insandır.

Öğretmenim! Eğitim dönüşümdür. Hem senin hem de öğrencin için. İnsanlaşma dönüşümü gerektirir!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.