Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Siyasetin ve Pragmatizmin Çıkmazı

Pragmatizm, kökenleri itibarıyla bir düşüncenin, inancın veya teorinin değerini onun pratik sonuçları, işe yararlılığı ve deneyim içindeki neticeleri üzerinden tartan köklü bir felsefi gelenektir. William James ve C. S. Peirce gibi düşünürler tarafından epistemolojik bir zemin üzerinde temellendirilen bu yaklaşım, teorik dogmatizme karşı hayatı ve eylemi merkeze almıştır. Ne var ki, felsefi düzlemde masum ve işlevsel bir araç olan 'fayda' kavramı, siyaset sahnelerine taşındığında derin bir uçurumun eşiğine gelir dayanır: İşe yarayan her şey ahlaken veya aklen doğru mudur? Siyaset tarihi, araçsal aklın hakikati tamamen yuttuğu örneklerle doludur. Bir yalan, kitleleri mobilize etmekte muazzam bir işlevsellik gösterebilir. Bir propaganda makinesi, en absürt kurguları bile toplumsal gerçekliğe dönüştürebilir. Tarihsel düzlemde totaliter rejimlerin başvurduğu korku politikaları, kısa vadede asayişi sağlama veya otoriteyi pekiştirme konusunda 'işe yaramıştır'. Saray koridorlarında yankılanan dalkavukluklar ve 'Efendim, sizden iyisi yok!' nakaratı, siyasal iktidarın etrafındaki çemberi tahkim etmede son derece etkilidir. Ancak bu pratik işlevsellikler, söz konusu eylem ve söylemleri asla ahlaki, hukuki veya ontolojik olarak 'doğru' kılmaz. Tam aksine, siyaset felsefesinin en büyük kronik yarası, fayda ile hakikatin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde birbirine karıştırılmasıdır. Fayda anlık, değişken ve konjonktüreldir; hakikat ise kurucu, kalıcı ve ilkeseldir. Amaca giden her yol mubah mıdır? Bu tartışmanın Batı siyaset düşüncesindeki en ikonik figürlerinden biri Niccolò Machiavelli'dir. Yüzyıllardır iktidarın korunması, muhafazası ve genişletilmesi ile ahlaki değerler arasındaki gerilimi inceleyen Machiavelli, sıkça haksız yere sadece 'kötülüğün hocası' olarak damgalanmıştır. Fakat asıl ironi ve tehlike şuradadır: Machiavelli’nin eserlerini hiç okumamış, felsefi arkaplanını irdelememiş sıradan siyasetçiler ve bürokratlar, her gün Machiavelli’den çok daha katı birer Machiavellist gibi davranmaktadırlar. "Hükümdar, mümkünse iyi olmaya çalışmalıdır; fakat gerektiğinde nasıl kötü olunacağını da bilmelidir. Çünkü iktidar, ahlaki erdemlerle değil, mecburiyetlerin sert yasalarıyla ayakta kalır." Günümüz siyaset kültüründe bu durum, rafine tartışmalardan soyutlanarak son derece kaba, sığ ve pragmatist bir diyaloga indirgenmiştir: Sorgulayan taraf: Başkanım, bu politika hukuken ve vicdanen doğru mu? Pragmatist aktör: Bilmiyorum, orasını karıştırma. Sorgulayan taraf: Peki, halka faydası var mı, sandıkta işe yarıyor mu? Pragmatist aktör: Kesinlikle yarıyor, anketler tavan yaptı. Sonuç: Öyleyse mesele yoktur, yola devam. İşte pragmatizmin çağımız siyasetindeki trajikomik karikatürü budur. Hakikatin yerini anket sonuçlarının, ilkenin yerini ise anlık kazanımların aldığı bu mekanizma, siyaseti bir toplumsal inşa sanatından çıkarıp bir pazarlama sektörüne dönüştürmektedir. Bu sığ siyasi zihniyetin ampirik ve tiplemesel karşılığı, her dönemin ve her iktidarın vazgeçilmez aktörü olan 'Sayın Döner Bey' figüründe tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Döner Bey, sabit bir düşünce omurgasına sahip olmamayı bir erdem, hatta bir 'siyasi çeviklik' olarak pazarlayan modern bir siyasi prototiptir. Dün savunduğu en keskin tezleri, bugün iktidar rüzgârının veya kamusal havanın değişmesiyle hiç utanıp sıkılmadan tersine çevirebilir. Yarın ne savunacağı ise henüz yayımlanmamış kamuoyu yoklamalarının ve odak grup raporlarının insafına kalmıştır. Gazetecilerin veya bağımsız gözlemcilerin karşısına geçip sıkıştıklarında verdikleri yanıt neredeyse otomatiktir. Bir basın toplantısında kendisine yöneltilen, 'Efendim, dün başka bugün başka konuşuyorsunuz, sizin temel ilkeniz nedir?' şeklindeki masum bir soruya Döner Bey şu pişkince yanıtı verir: "Ben ilkelere son derece bağlı, tutarlı bir siyasetçiyim... Hangi ilkeler mi? Şartlara ve zamana göre en rasyonel şekilde evrilen dinamik ilkelere!" İşte bu noktada siyaset felsefesi ile hava durumu meteorolojisi birbirine tamamen yaklaşır. Rüzgâr hangi yönden ve hangi şiddette esiyorsa, Döner Bey'in omurgası da o yöne doğru esnek bir kavis alır. İlkesizlik, 'pratik zeka' veya 'realpolitik' kisvesi altında topluma pazarlanmaktadır. Siyaset alanı yalnızca ve sadece mekanik bir 'ne işe yarıyor?' sorusuyla yürütülmeye başlandığında, zamanla o hayati soru tamamen buharlaşır: 'Ne doğru?' Bir toplum için hakikat pusulasını yitirmekten, adaletin yerini konjonktürel çıkarların almasından daha büyük bir tehlike düşünülemez. Eğer siyaset, insan topluluklarını adil, erdemli ve ortak bir geleceğe taşıma iddiasındaysa; faydanın hakikati boğmasına boyun eğmemek zorundadır. Aksi takdirde, Sayın Döner Beylerin ve ilkesiz pragmatizmin hüküm sürdüğü bu düzen, nihayetinde kendi yarattığı rüzgârda savrulup gitmeye mahkûmdur. Sayın Döner Beyler var ise pragmatizm de vardır. Amaca giden her yol mubah ise devir Sayın Döner Beyler devridir.
Ekleme Tarihi: 25 Ağustos 2026 -Salı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Siyasetin ve Pragmatizmin Çıkmazı

Pragmatizm, kökenleri itibarıyla bir düşüncenin, inancın veya teorinin değerini onun pratik sonuçları, işe yararlılığı ve deneyim içindeki neticeleri üzerinden tartan köklü bir felsefi gelenektir.

William James ve C. S. Peirce gibi düşünürler tarafından epistemolojik bir zemin üzerinde temellendirilen bu yaklaşım, teorik dogmatizme karşı hayatı ve eylemi merkeze almıştır.

Ne var ki, felsefi düzlemde masum ve işlevsel bir araç olan 'fayda' kavramı, siyaset sahnelerine taşındığında derin bir uçurumun eşiğine gelir dayanır: İşe yarayan her şey ahlaken veya aklen doğru mudur?

Siyaset tarihi, araçsal aklın hakikati tamamen yuttuğu örneklerle doludur. Bir yalan, kitleleri mobilize etmekte muazzam bir işlevsellik gösterebilir. Bir propaganda makinesi, en absürt kurguları bile toplumsal gerçekliğe dönüştürebilir. Tarihsel düzlemde totaliter rejimlerin başvurduğu korku politikaları, kısa vadede asayişi sağlama veya otoriteyi pekiştirme konusunda 'işe yaramıştır'. Saray koridorlarında yankılanan dalkavukluklar ve 'Efendim, sizden iyisi yok!' nakaratı, siyasal iktidarın etrafındaki çemberi tahkim etmede son derece etkilidir.

Ancak bu pratik işlevsellikler, söz konusu eylem ve söylemleri asla ahlaki, hukuki veya ontolojik olarak 'doğru' kılmaz. Tam aksine, siyaset felsefesinin en büyük kronik yarası, fayda ile hakikatin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde birbirine karıştırılmasıdır.

Fayda anlık, değişken ve konjonktüreldir; hakikat ise kurucu, kalıcı ve ilkeseldir.

Amaca giden her yol mubah mıdır?

Bu tartışmanın Batı siyaset düşüncesindeki en ikonik figürlerinden biri Niccolò Machiavelli'dir. Yüzyıllardır iktidarın korunması, muhafazası ve genişletilmesi ile ahlaki değerler arasındaki gerilimi inceleyen Machiavelli, sıkça haksız yere sadece 'kötülüğün hocası' olarak damgalanmıştır.

Fakat asıl ironi ve tehlike şuradadır: Machiavelli’nin eserlerini hiç okumamış, felsefi arkaplanını irdelememiş sıradan siyasetçiler ve bürokratlar, her gün Machiavelli’den çok daha katı birer Machiavellist gibi davranmaktadırlar.

"Hükümdar, mümkünse iyi olmaya çalışmalıdır; fakat gerektiğinde nasıl kötü olunacağını da bilmelidir. Çünkü iktidar, ahlaki erdemlerle değil, mecburiyetlerin sert yasalarıyla ayakta kalır."

Günümüz siyaset kültüründe bu durum, rafine tartışmalardan soyutlanarak son derece kaba, sığ ve pragmatist bir diyaloga indirgenmiştir:

Sorgulayan taraf: Başkanım, bu politika hukuken ve vicdanen doğru mu?

Pragmatist aktör: Bilmiyorum, orasını karıştırma.

Sorgulayan taraf: Peki, halka faydası var mı, sandıkta işe yarıyor mu?

Pragmatist aktör: Kesinlikle yarıyor, anketler tavan yaptı.

Sonuç: Öyleyse mesele yoktur, yola devam.

İşte pragmatizmin çağımız siyasetindeki trajikomik karikatürü budur. Hakikatin yerini anket sonuçlarının, ilkenin yerini ise anlık kazanımların aldığı bu mekanizma, siyaseti bir toplumsal inşa sanatından çıkarıp bir pazarlama sektörüne dönüştürmektedir.

Bu sığ siyasi zihniyetin ampirik ve tiplemesel karşılığı, her dönemin ve her iktidarın vazgeçilmez aktörü olan 'Sayın Döner Bey' figüründe tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Döner Bey, sabit bir düşünce omurgasına sahip olmamayı bir erdem, hatta bir 'siyasi çeviklik' olarak pazarlayan modern bir siyasi prototiptir.

Dün savunduğu en keskin tezleri, bugün iktidar rüzgârının veya kamusal havanın değişmesiyle hiç utanıp sıkılmadan tersine çevirebilir. Yarın ne savunacağı ise henüz yayımlanmamış kamuoyu yoklamalarının ve odak grup raporlarının insafına kalmıştır.

Gazetecilerin veya bağımsız gözlemcilerin karşısına geçip sıkıştıklarında verdikleri yanıt neredeyse otomatiktir.

Bir basın toplantısında kendisine yöneltilen, 'Efendim, dün başka bugün başka konuşuyorsunuz, sizin temel ilkeniz nedir?' şeklindeki masum bir soruya Döner Bey şu pişkince yanıtı verir:

"Ben ilkelere son derece bağlı, tutarlı bir siyasetçiyim... Hangi ilkeler mi? Şartlara ve zamana göre en rasyonel şekilde evrilen dinamik ilkelere!"

İşte bu noktada siyaset felsefesi ile hava durumu meteorolojisi birbirine tamamen yaklaşır. Rüzgâr hangi yönden ve hangi şiddette esiyorsa, Döner Bey'in omurgası da o yöne doğru esnek bir kavis alır. İlkesizlik, 'pratik zeka' veya 'realpolitik' kisvesi altında topluma pazarlanmaktadır.

Siyaset alanı yalnızca ve sadece mekanik bir 'ne işe yarıyor?' sorusuyla yürütülmeye başlandığında, zamanla o hayati soru tamamen buharlaşır: 'Ne doğru?'

Bir toplum için hakikat pusulasını yitirmekten, adaletin yerini konjonktürel çıkarların almasından daha büyük bir tehlike düşünülemez.

Eğer siyaset, insan topluluklarını adil, erdemli ve ortak bir geleceğe taşıma iddiasındaysa; faydanın hakikati boğmasına boyun eğmemek zorundadır.

Aksi takdirde, Sayın Döner Beylerin ve ilkesiz pragmatizmin hüküm sürdüğü bu düzen, nihayetinde kendi yarattığı rüzgârda savrulup gitmeye mahkûmdur.

Sayın Döner Beyler var ise pragmatizm de vardır. Amaca giden her yol mubah ise devir Sayın Döner Beyler devridir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.