İnsanlar dalkavukluğa bayılır; çünkü tatlı yalanlar egolarını okşar, onlara kendilerini kudretli ve kusursuz hissettirir. Gerçeklerin acı yüzüyle yüzleşmektense sürekli alkışlanmayı seçmek, kişisel zayıflıkları halının altına süpürür ve kişiye konforlu ama tamamen sahte bir huzur alanı kurar.
Etrafınızın “Efendim, siz dünyanın en zeki insanısınız!” diye inleyen korolarla çevrili olduğunu hayal edin. Sabah kahvaltısında yediğiniz yumurtanın pişme biçimine bile “tarihi bir deha” muamelesi yapan o güler yüzlü, ama ruhu “evet” kelimesine hapsolmuş dalkavuklar ordusu...
Gözden düşmekten korkmayan, menfaat uğruna her övgüyü mubah gören dalkavuklar; güç ve zenginlik sahiplerine yaranabilmek için omurgasından vazgeçen, aşırı yağcılıkta sınır tanımayan kimselerdir. Dalkavukluk, aslında gerçeğin üzerine serilmiş yumuşak, tüylü ve fazlasıyla tehlikeli bir halıdır. O halının üzerinde yürürken ayağınızın ne zaman boşluğa geleceğini asla bilemezsiniz.
Dalkavuk bir çevrede yaşamak, 7/24 kendi doğum gününüzü kutluyormuşsunuz gibi hissettirir. Herkes size hayrandır, her hareketiniz bir “estetik devrimdir”.
Oscar Wilde, “Dalkavuklar, kendilerini sevmeyen insanlara hayranlık duyarak kendilerini avuturlar” derken tam da bu trajediyi işaret ediyordu. Bir dalkavuk ordusuyla çevriliyken, kendinizi olduğunuzdan daha büyük, daha zeki ve daha yenilmez sanırsınız. Bu, egonun en tatlı ama en zehirli yemeğidir; doyamazsınız ama bu zehirli yemeği yedikçe içten içe çürürsünüz.
Ancak gerçek şu ki içinde bulunduğumuz zaman diliminde dalkavuklar hep kazanmaya devam ediyor. Dalkavuklar; yöneticilerin gururunu okşayıp güç hırslarını tetikledikleri, hakikatlerden kaçan liderlere tam da duymak istediklerini fısıldadıkları ve anlık menfaat çarkına kusursuz şekilde entegre oldukları için her daim kazanır ve ödüllendirilirler. Kendi gerçeğini bilen, kendini bilen, kendi sesini dinleyen kâmil ve yetkin yöneticiler dalkavukları sevmezler.
Etrafı dalkavuklarla çevrili bir hayatın ne etik bir temeli ne de kalıcı bir faydası vardır. Bu tür bir iklim insana yalnızca anlık ve yapay bir rahatlık sunarken, uzun vadede kişiyi içeriden çürüten derin bir tuzaktır.
İşin daha da acı tarafı ise; en çok alkışlandığınız anlarda aslında en yalnız olduğunuz gerçeğidir. Birisi size hata yaptığınızı söylemiyorsa, o ortamda büyüme durmuş demektir.
Dalkavukluk, zihinsel bir karantina halidir; sizi “doğru” ile “hoş” arasındaki farkı ayırt edemez hale getirir. Düşünün, bir gün gerçekten tökezlediğinizde, o “Efendim, harikasınız!” diyenler sizi tutacak mı, yoksa düştüğünüz yere basıp bir sonraki “yükselene” mi koşacaklar?
Hakikat, dalkavukların sevmediği tek gıdadır. Gerçek dost veya hakiki bir yol arkadaşı, size yalan söyleyen değil, yüzünüze karşı “bunu yanlış yapıyorsun” diyebilen kişidir.
Sokrates, Atinalıların “at sineği” olmayı seçmişti; sürekli onları dürtüyor, sorguluyor ve rahatlarını kaçırıyordu. Bugün bizlerin de o at sineklerine ihtiyacı var!
Dalkavukların “evet”i, sizin mezarınızın üzerine atılan çiçeklerdir; oysa eleştirenin “hayır”ı, sizi hayata bağlayan bir çapadır.
Ayna ile yüzleşmek hakikati anlamda en kolay yoldur. Eğer etrafınızda çok fazla “evet” duymaya başladıysanız, durup kendinize aynada bakma, kendi sesinizi dinleme vaktiniz gelmiş demektir.
Dalkavukları kovun; zira onlar sizin değil, sizin üzerinizden beslenen birer gölgedir. Unutmayın, en büyük zafer, aynaya baktığınızda sizi alkışlayan bir dalkavuk ordusunu değil, kendi hatalarını kabul edebilen bir insanı görmektir.
Dalkavukların sahte alkışlarına sırt çeviren gerçek liderler; sarsılmaz bir özgüvene sahip, tatlı yalanlar yerine acı gerçeklerin peşinden giden, eleştiriyi en kıymetli gelişim pusulası bilen ve liyakati pusula edinen nitelikli insanlardır. Onlar başarıyı kendi egolarını beslemek için değil, yapılan işi zirveye taşımak ve kalıcı bir değer üretmek için arzularlar.
Kendi kendinize yeterli iseniz, kendinizden emin iseniz, kendinize güveniyorsanız dalkavukları çevrenizden uzaklaştırın.
Dalkavukları kovun!

