Biz Yörüklerin “saf” oluşumuz kültürel genimizde var. Saf oluşu olumlu ve derin bir nitelik olarak görelim. Bizi abdallık mertebesine ulaştıran bu saflığımızdır. Bu saflık pazarlıksız, saf imandan kaynaklanır.
Devşirme, dönme ve yabancıların yalanlarına çabuk kanmamıza, tuzaklarına çabuk düşmemize yol açsa da bu saflık bizi Allah’ın adaleti ile doğrudan ilişkilendirir. Saf ve pazarlıksız imanımızdan dolayı kendimizi sadece Allah’a emanet ederiz ve Amentü Billah deriz, yeterli olur. Allah’ın adaleti ve şefkatine sığınır, kendimizi sadece Allah ile emniyette hissederiz.
Bu bakımdan her bir Yörük aslında potansiyel bir derviştir. Allah'tan başkasına iman etmememiz, Allah’tan başkasından mutlak olarak emin olmamamız bizim kültürel genimizdeki “abdallık” mertebesinden kaynaklanır.
İçimizde devşirme, dönme ve yabancıların hile ve entrikalarının etkisinde kalarak onlara özenenler sonunda dönüp gelecekler. Kültürel gen o kadar basit bir şey değildir. Nasıl topraktan geldik toprağa gideceksek, onlar da bir gün öze, yani yörüklüğün kültürel genine dönecektir.
Kâr amaçlı kandırma veya ikna yöntemini kullanan tüccarların yalan içerebilecek ticaret diline yabancı olan Yörükler bu tür hileli ticaretten uzak durmaları doğaldır. Yörük saflığı kandırılmaya ve dolandırılmaya müsaittir. Hile, kurnazlık, yalan ve tuzak gibi araçları kullanarak kursağına haram girmesinden sakınan Yörüklerin günümüzdeki ticaret ve işletme alanında başarısız olmaları doğaldır.
Devşirme, dönme ve yabancılardan ticarette ve işletmede hile ve tuzak işlerini görerek öğrenen Yörük yok mu? Elbette vardır ama eminim ki onlar da eninde sonunda saflıklarının gereği olan haram ve helal çizgisine dikkat eder hale gelecektir. Yörüklerin özellikle belli bir yaştan sonra umre veya hac için gösterdikleri çabayı bu arınma arzusu ile ilişkilendirmek mümkündür.
Yörükler başkalarının hakkı ve hukuku konusunda çok titiz davranırlar. Sırf bu nedenle özellikle ticarette kendi saflıklarından dolayı batırarak veya zarar ederek başkalarının mağdur olmasına rıza gösteremezler. Bu nedenle ticaret ve işletme alanlarından uzak durmayı tercih eden Yörükler de var.
Son zamanlarda şahit olduğumuz gibi artık yaylaya, meraya dönüş başladı. Birkaç koyun kuzu alan veya birkaç keşişi olan veya hiçbir hayvanı olmayanlar da bir şekilde yaylanın yolunu tutmaya başladılar. Hatta daha ileri giderek yaylaya çadır, çatma kuran, atalarının yurduna tekrar dönen ve konan Yörükler var. Onlar belki farkında belki de değil ama kültürel gende çobanlık var, koyun kuzu gütmek var, davar oğlakla uğraşmak var.
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin bu kültürel gen kendini gösterir. Bir görüşe göre bu kültürel genin bastırılması için en az üç kuşak geçmesi gerekir. Şahsen ben üç değiş beş kuşak geçse bile Yörüklerin kentli olmaya uyum sağlayamayacaklarını düşünüyorum. O gen öyle uzun süre durmaz, fırsat bulur bulmaz depreşir. 2000 yıllık sürede yok olmayan bu kültürel genin o kadar kısa sürede sönümlenmesi beklenmemeli.
Daha şimdiden “ah nerede o yayık ayranı!”, “Yağan yağmurun altında kıl çadırın içinde çisil çisil yağmur sesi ile uyumak nasıl bir şey Allahım!” diyen Yörüklerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyor. Yörük yaşantısına, kültürüne özlem bu geri dönüşü hızlandıracak gibi duruyor.
Dağlarda taşlı, patika yollarda yürürken, daracık geçitlerden geçerken, ormanda yolunu kaybederken, hastalanınca veya darda kalınca ağzından çıkan ilk söz “Nerede bu devlet?” diyen hiç Yörük gördünüz mü? Yörük için devlet vazgeçilmezdir. Devlete laf edilmez. “Allah başımızdan devletimizi eksik etmesin” diye dua edilir. Devlet söz konusu olduğunda “ya devlet başa ye kuzgun leşe” der Yörük.
Yörük az ile yetinmesini bilir. Yörük hayatı hırslı olmayı değil, hayatını idame ettirecek kadarı yeterli olmayı öğretmiştir. Hele eski ulaşım şartlarını dikkate alırsak Yörüğün sahip olduğu taşınırı ancak sahip olduğu at, deve veya eşeğin taşıyacağı kadar olmalı zaten.
Yörüğün yağı, şekeri, tarhanayı, unu, bulguru varsa yeter. Sütü, yoğurdu, peyniri zaten kendisi yapar. Bir de gök demlikten içtiği çayı ve şekeri varsa daha neye hacet ki! Bir de belirli aralıklarla kılık kıyafet alınır veya alınan kumaşlardan kılık kıyafet dikilir veya örülür. Şikâyet yok, şükür vardır. Devlet bize neden yardım etmiyor sorusunu sormaz Yörük. Devletin varlığını hissetmesi onun için yeterli. “Allah devletimize, milletimize zeval vermesin” diye dua eder.
Meraları, yaylaları devlet tarafından ormanlaştırılınca geçim zorluğu çeken, elindeki tek varlığı olan hayvanlarında da vazgeçen Yörükler Devletin yaptığı işe hiç karşı çıkmadılar. Kanımca Devlet yanlış ağaçlandırma yaptı, tek bir kıvılcım ile yangına kurban gitme potansiyeli olan ağaç fidanlarını kullandı. Ormanda ne tür ağaç olursa olsun en etkili yangın önleyici olan küçükbaş hayvancılık artık yok. Yörüklerin yangın önleme araçları da olan tek geçim kaynakları olan küçükbaş hayvanları ellerinden gidince hangi Yörük devleti hakkında şikâyette bulundu?
Yörükler, Anadolu’nun bazı bilgelerinde olduğu gibi sürekli şikâyet eden vatandaşlarımızdan değildir. Hele ülkemize ve bölgemize misafir olarak gelen mülteciler bile hep şikâyet ederken onlardan daha kötü hayat şartlarında yaşayan Yörükleri hiç şikâyet ederken duyan oldu mu?
Yörükler hep devlet imkânlarından en az yaralanan vatandaşlar olmasına rağmen devletine çok bağlıdırlar ve devlet onlar için kutsaldır, dokunulmaz ve tartışılmaz. Devleti temsil eden kaymakam gibi kamu yöneticilerine ve jandarma gibi kolluk kuvvetlerine çok saygılıdırlar. En alt düzey bir kamu görevlisine bile devlet saygısı gösterirler.
Yörükler konfor peşinde değildirler. Önemli olmadan başkalarına muhtaç olmadan yaşamaktır. Başkaları için giyinme veya kıyafet değiştirme olmadığı için Yörüğün gardırobu olmaz, ihtiyaç da duymaz. Yatağı, yorganı varsa, bir de saç ve senit, bazlama ve peynir sıkması başka şeye hacet yoktur.
Yörük için yurt kutsaldır. Çadırın kurulduğu yer yurttur ve ilk iş ocağı yakmaktır. Yurt ve ocak Yörüğün Orta Asya’dan getirdiği değerlerdir. Evlenecek kişi için ocağını tüttürmesine yardımcı olur Yörük ve Yörüğün bedduası “ocağı sönesice!” Yurt kutsaldır ve zorunlu olmadıkça yurt terkedilmez ve başka ellere göçülmez.
Kendi yurdu dışına çıkan bir Yörük için orada tanıdık birinin olması önemlidir. Özellikle şehre ve büyükşehirlere gitmek zorunda kalan Yörük kesinlikle yanına bilen birisini alır ve vardığı yerde tanıdık birisinin olması için çaba gösterir. Yörük için kendi yurdundan dışarısı eldir, yabancıdır. Hatta Yörük kendi yurdu, evi veya memleketi dışında zorunlu olmadıkça bir gece bile olsa kalmaz. En hızlı biçimde evine, yurduna ulaşmaya çalışır.
Yörük misafirperverdir. Özellikle yabancı misafir Yörük için Tanrı misafiridir. O misafiri Tanrı göndermiştir. Öyle ise misafire özel yemekler ve içecekler ikram edilir. Zaten her Yörüğün çuvalında misafir için saklanan özel yiyecek ve içecek bulundurulur. Evdeki çoluk çocuktan esirgenen bu ikram misafirin hakkı olarak saklanır. Bu nedenle evde misafirin sofrası ayrıdır.
Misafir yanında nezaket olsun diye kibarlık havasına girmezler. Ne düşünürlerse onu hemen ifade etmekten çekinmezler. Bu nedenle Yörük kültürünü ve davranışını bilmeyen yabancılar Yörüklerin özellikle konuşma tarzından rahatsız olurlar. Yörüklerin konuşması kendi hayatlarından benzetmeler, deyimler, küfürler içerir. Yörük için küfür denilen sözler küfür olsun diye söylenmez.
Yabancılar için küfür veya argo veya kaba söz olarak nitelenen sözcükler günlük konuşma ve hayatın normal akışı içinde yerinde kullanılan diplomatik olmayan dildir. Yörük dili ve kültürünü bilmeyen biri için iltifat için söylenen bir söz veya cümlede kullanılan bir benzetme kırıcı bir sonuç bile verebilir.
Yörüklerin dini saf, töre ile kuşaktan kuşağa gelen inanç ve ibadetlerden oluşur. Yörük öyle cemaat, tarikat işleri ile uğraşmaz. Cuma ve Bayram namazları çok önemlidir. Takıntı derecesinde dindarlık Yürükte olmaz. Yörük doğrudan Allaha iman eder ve ondan yardım diler. Yörükler için düğün ve cenaze önemlidir. Örnek nitelikte yardımlaşma olur. Kendilerine göre düğün ve cenaze yemekleri ve bu yemeklerde okunan Mevlit ve dualar vardır.
Özellikle düğünlerde ve cenaze işlerinde asırlar öncesinden kuşaktan kuşağa aktarılarak, biraz da şekil değiştirerek getirilen Gök Tanrı inancına ait uygulama örnekleri ve eski Türk geleneklerinden izler görmek mümkündür.
Akrabalık bağları çok güçlü idi. Şimdilerde köylerin dağılması, yayla ve meraların kapatılması, tarım ve hayvancılığın zorlaşması nedeniyle köylerden, yaylalardan şehirlere göç olunca akrabalık bağları da zayıfladı maalesef. Bayramlar da olmasa akraba ziyaretleri de artık o kadar çok yapılmaz oldu.
Elbette bunda bilgi iletişim teknolojisinin etkisi de çok oldu. Artık her bir Yörük dağ başında bile olsa internet aracılığı ile dünyayı avuçlarının içine alabiliyor. Dünyada olan olaylardan haberdar oluyor, ülkesinin durumu hakkında bilgi sahibi.
Özellikle bu yüzyılda çok değişti Yörük. Artık internet üzerinden alış veriş yapan, modayı takip eden, internette video paylaşan Yörükler var. Bu yeni nesil Yörüklerde yukarıda geçen özelliklerden ne kadarı var bilmiyorum. Ancak şunu açıkça ifade etmek gerekir ki Yörüklerin titreyip kendilerine gelmelerine, kendi kültür değerlerine dönmelerine çok ihtiyaç var.
Yörükler yaylaları terk ettiler, köylerden şehirlere indiler, böylece mahalleli veya şehirli oldular. İşte o günden beri ekonomi o kadar geriledi ki Yörükler ve Yörüklük artık kıymete binmeye başladı. Enflasyon sepetine bir bakın. Bir türlü aşağı düşmeyen et ve süt ürünlerini görünce aklınıza ne geliyor?
Demek ki Yörükler tekrar yaylalarına, meralarına, köylerine dönmeli. Bunun için devlet derhâl teşvik edici politikaları devreye sokmalı. Yörüklerin çadırları yeniden kurulmayınca, ocaklarındaki ateş yanmayınca, Yörükler üretmeyince Türk ekonomisi düzlüğe çıkmayacak görünüyor.
Şehirli veya mahalleli olmakla kaybedilen Yörük kültürü yeniden canlandırılmalı, Yörüklerin kendileri asıl karakterlerini yeniden keşfedip Yörük olarak yaşamalı. Atatürk’ün şu cümleleri yeniden anlaşılmalı ve gereği yapılmalıdır:
“Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”
Bir de şu notu eklemem gerekir. Geçmişte Anadolu’daki Türk Beyliklerinin yaptığı gibi birbiri ile didişmeyi bırakmalı Yörükler. Yörükler dışarıya karşı son derece saygılı ve sorunsuz olmasına rağmen nedendir bilmiyorum birbiri ile didişme işini bir türlü bırakamadı. Acaba bu da kültürel genle mi devam ediyor.
Toros Dağları'na baktığımızda Yörük çadırlarını tekrar görmenin vakti geldi de geçiyor bile! Neden bizim derdimiz hep birbirimizle oluyor?
Devşirme, dönme ve yabancıların tahriklerine kapılmamalı Yörükler. Tekrar tekrar titremeli ve kendinde var olan potansiyeli ve kendi değerlerini koruma ve sürdürme mücadelesi vermelidir.
Yörük çadırı yeniden kurulmalı, Yörük kültürü canlandırılmalı. Saf ve pazarlıksız iman sahibi olan Yörükler olmadan ne ülkemiz ne de ekonomimiz güçlü ve kuvvetli olamaz. Çünkü bizim imanımız da saf ve pazarlıksızdır. Bu nedenle “bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”
Türkiye Yüzyılında Yörük Çadırının yeniden kurulması, orman yangınlarının önlenmesi, ekonominin üretimle düzlüğe çıkması için elzemdir. Çadır yoksa hayat da yoktur!

