Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Öğretmek mi? Öğrenmek mi?

Günümüzde öğretim ve öğretmek terimlerini yerini öğrenim ve öğrenen terimlerinin almaya başladığını görmemiz gerekir. Artık öğretmek, yerini öğrenmeye bıraktı. Böylece odak noktası da öğretmenden öğrenene kaydı. Öğretmen de artık yerini ve ağırlığını kaybetmeye başladı. Merkeze yerleşen öğrenme terimi hayatboyuna yayıldı ve öğrenme sadece öğretmen ile gerçekleşen bir olay olmaktan çıktı. Öğretim Öğretmek terimi anlamı bakımından zaten bir buyurganlık içeriyor. Öğretiler veya talimatlar var ve bunların muhataplarına aktarılması gerekir. Yukarıdan aşağıya veya tepeden taban doğru bir süreç olduğu açık. Bu nedenle öğretmek terimi “ben sana öğretirim!” ifadesinde olduğu gibi dilimizde bazen tehdit ifade etmek için bile kullanılır. İlk öğretmenler peygamberlerdir. Peygamberler veya nebiler Tanrı tarafından gönderilen veya görevlendirilen elçiler olarak bilinirler ve görevleri kendilerine vahiy yolu ile gelen ayetleri inananlara aktarmaktır. Vahiy yolu ile gelen bilgiler veya öğretiler doğrudan Tanrıdan geldiği için sorgulanmaz ve tartışılmaz. Tanrı sözü olduğu için olduğu gibi kabul edilir ve uygulanır. Sözün kutsallığı aktaranın da kutsallığı ile ilgilidir. Bu nedenle, ne aktaran ne de aktarılan bilgiler veya öğretiler sorgulanamaz ve eleştirilemez. Klasik din eğitiminde de sistem aynı şekilde işler. Din öğretimi ile görevli olan kimse, aktarması gereken bilgileri alıcılara aktarır. Bir başka ifade ile bir gönderici, bir aracı ve bir de alıcı vardır. Aynı kalıbı Cuma günü vaaz veren vaizde de görürüz. Yüksekçe bir kürsüden anlatır, aktarır ve gider. Dinleyenlerin aktarılan bilgileri aldığını varsayar. Aktarılan veya iletilen mesaj gerçekten alıcıya ulaştı mı sorusu sorulmaz. Dinleyenin de vaizin vaazına itiraz ettiğini veya anlatılanlar ile ilgili sorular sorduğunu veya sorguladığını görmedim şu ana kadar. Öğretim Sistemi Modern eğitim de aynı sistem ile kurulmuş. Bir okul var, öğretmen var ve bir de öğrenci. Müfredat öğrencilere aktarılması gereken bilgileri belirler, öğretmen bu bilgilerin aktarıcısıdır ve öğrenciler de aktarılan bilgiyi alan ve onları kafasında depolayan alıcılardır. Sistem aynı sistem. Alıştığımız sınıfta öğrenciler, pasif bilgi alıcıları veya tüketicileridir. Pasif bilgi alıcıları olarak düşünülen öğrencilerle diyalog sınırlandırılır, eleştirel düşünme engellenir. Bu sistemin özelliği öğretmenin merkezde olmasıdır. Bütün öğretim süreçlerini öğretmen belirler, herşey öğretmenin yörüngesinde döner. Tıpkı güneş merkezli evren açıklaması gibi. Öğreten öğretmen, aynı zamanda öğretimi değerlendiren de öğretmendir. Genel değerlendirme yaklaşımı da bilginin ne kadar depolandığı, ne kadar ezberlendiği ile ilgilidir. Müfredat merkezi ise merkezi değerlendirme araçları olan testlerle ölçümler yapılır. Bu ölçümler de genelde bilme ve hatırlama düzeylerinde yapılan ölçümlerdir. Anlama, analiz, yorumlama gibi düzeylerde ölçüm yapılmaz. Çünkü bu düzeyler öğretim ile ilgili değil öğrenme ile ilgilidir. Öğretmenlik Yok İyi mi yoksa kötü mü bilmiyorum ama yapılan çalışmalar ve yazılan raporlar 2030 yılından sonra öğretmenliğin meslek olmaktan çıkacağını öngörüyor. En azından bugünkü anlamda öğretmenlik olmayacak. Kitle eğitimi yerini yavaş yavaş kişisel eğitime bırakacak. Eğitim programları kişiye özel geliştirilecek. Bu durumda da yakın gelecekte öğretmenlik, yerini koçluk ve mentörlük gibi kişiye özel eğitim veren ve öğrenme rehberliği yapan mesleklere bırakacak. Öğrenme Bir de öğrenme var. Üstelik sadece okulda değil. Hayatboyu öğrenme, yaşayarak ve yaparak öğrenme, dolaylı öğrenme, okulsuz öğrenme, öğretmensiz öğrenme, gizil öğrenme... Bir sonraki konumuz olacak...
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN

Öğretmek mi? Öğrenmek mi?

Günümüzde öğretim ve öğretmek terimlerini yerini öğrenim ve öğrenen terimlerinin almaya başladığını görmemiz gerekir. Artık öğretmek, yerini öğrenmeye bıraktı. Böylece odak noktası da öğretmenden öğrenene kaydı. Öğretmen de artık yerini ve ağırlığını kaybetmeye başladı. Merkeze yerleşen öğrenme terimi hayatboyuna yayıldı ve öğrenme sadece öğretmen ile gerçekleşen bir olay olmaktan çıktı.

Öğretim

Öğretmek terimi anlamı bakımından zaten bir buyurganlık içeriyor. Öğretiler veya talimatlar var ve bunların muhataplarına aktarılması gerekir. Yukarıdan aşağıya veya tepeden taban doğru bir süreç olduğu açık. Bu nedenle öğretmek terimi “ben sana öğretirim!” ifadesinde olduğu gibi dilimizde bazen tehdit ifade etmek için bile kullanılır.

İlk öğretmenler peygamberlerdir. Peygamberler veya nebiler Tanrı tarafından gönderilen veya görevlendirilen elçiler olarak bilinirler ve görevleri kendilerine vahiy yolu ile gelen ayetleri inananlara aktarmaktır. Vahiy yolu ile gelen bilgiler veya öğretiler doğrudan Tanrıdan geldiği için sorgulanmaz ve tartışılmaz. Tanrı sözü olduğu için olduğu gibi kabul edilir ve uygulanır. Sözün kutsallığı aktaranın da kutsallığı ile ilgilidir. Bu nedenle, ne aktaran ne de aktarılan bilgiler veya öğretiler sorgulanamaz ve eleştirilemez.

Klasik din eğitiminde de sistem aynı şekilde işler. Din öğretimi ile görevli olan kimse, aktarması gereken bilgileri alıcılara aktarır. Bir başka ifade ile bir gönderici, bir aracı ve bir de alıcı vardır.

Aynı kalıbı Cuma günü vaaz veren vaizde de görürüz. Yüksekçe bir kürsüden anlatır, aktarır ve gider. Dinleyenlerin aktarılan bilgileri aldığını varsayar. Aktarılan veya iletilen mesaj gerçekten alıcıya ulaştı mı sorusu sorulmaz. Dinleyenin de vaizin vaazına itiraz ettiğini veya anlatılanlar ile ilgili sorular sorduğunu veya sorguladığını görmedim şu ana kadar.

Öğretim Sistemi

Modern eğitim de aynı sistem ile kurulmuş. Bir okul var, öğretmen var ve bir de öğrenci. Müfredat öğrencilere aktarılması gereken bilgileri belirler, öğretmen bu bilgilerin aktarıcısıdır ve öğrenciler de aktarılan bilgiyi alan ve onları kafasında depolayan alıcılardır.

Sistem aynı sistem. Alıştığımız sınıfta öğrenciler, pasif bilgi alıcıları veya tüketicileridir. Pasif bilgi alıcıları olarak düşünülen öğrencilerle diyalog sınırlandırılır, eleştirel düşünme engellenir.

Bu sistemin özelliği öğretmenin merkezde olmasıdır. Bütün öğretim süreçlerini öğretmen belirler, herşey öğretmenin yörüngesinde döner. Tıpkı güneş merkezli evren açıklaması gibi.

Öğreten öğretmen, aynı zamanda öğretimi değerlendiren de öğretmendir. Genel değerlendirme yaklaşımı da bilginin ne kadar depolandığı, ne kadar ezberlendiği ile ilgilidir. Müfredat merkezi ise merkezi değerlendirme araçları olan testlerle ölçümler yapılır. Bu ölçümler de genelde bilme ve hatırlama düzeylerinde yapılan ölçümlerdir. Anlama, analiz, yorumlama gibi düzeylerde ölçüm yapılmaz. Çünkü bu düzeyler öğretim ile ilgili değil öğrenme ile ilgilidir.

Öğretmenlik Yok

İyi mi yoksa kötü mü bilmiyorum ama yapılan çalışmalar ve yazılan raporlar 2030 yılından sonra öğretmenliğin meslek olmaktan çıkacağını öngörüyor. En azından bugünkü anlamda öğretmenlik olmayacak.

Kitle eğitimi yerini yavaş yavaş kişisel eğitime bırakacak. Eğitim programları kişiye özel geliştirilecek. Bu durumda da yakın gelecekte öğretmenlik, yerini koçluk ve mentörlük gibi kişiye özel eğitim veren ve öğrenme rehberliği yapan mesleklere bırakacak.

Öğrenme

Bir de öğrenme var. Üstelik sadece okulda değil. Hayatboyu öğrenme, yaşayarak ve yaparak öğrenme, dolaylı öğrenme, okulsuz öğrenme, öğretmensiz öğrenme, gizil öğrenme...

Bir sonraki konumuz olacak...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.