İnsan zihni yönetilebilir ve yönlendirilebilir. Bu işi öncelikli olarak insanın kendisi yapar. İnsanda bu kapasite vardır.
İnsan zihni insanın yaptığı bir uygunsuz davranışı doğru ve haklı hale getirebilir. Ahlak dışı, günah olarak kabul edilen bir eylemi rasyonelleştirir. Böylece insan zihni, insanın yapmış olduğu eylemi normalleştiren ve suçluluk duygusunu ortadan kaldıran gerekçeler yaratır ve o eylemi doğruluk ve haklılık düzlemine taşır.
Üniversite yıllarında “Amerikan Edebiyatının babası” olarak bilinen Mark Twain (1835-1910) tarafından yazılan Hadleyburg’u Ayartan Adam (The Man That Corrupted Hadleygurg) adlı hikâyesini okumuştum. İnsan zihninin, eylemlerini nasıl rasyonel hale getirmedeki rolünü çok açık biçimde ortaya koyan bir hikâye.
Hadleygurg, son derece muhafazakâr, ahlaklı ve dindar insanların yaşadığı bir kasaba. İyilik ve ahlak gibi erdemlerle tanınan bir muhafazakâr kasaba.
Ama şeytan bu. Özellikle dış kontrol ile donatılmış ahlak ve din değerlerini çok kolay tarumar edip bozup dağıtacağını iyi bilir. Böyle bir ahlak ve dindarlık yapısı zaten geçirgen, zayıf ve dış etkilere dayanıksız olur.
Bir akşa karanlığında tren istasyonunda duran trenden elinde çuval olan bir adam iner. İlk gördüğü kişi olan istasyon görevlisine yönelir ve şöyle der:
"Bir zamanlar bu kasabada başıma bir iş gelmişti. Bu kasabadan birisi bana yardımcı oldu ve o sorunu çözdük. Bu iyiliğin karşılığı olarak bu çuvalı sana bırakıyorum. O iyi insanın kim olduğunu da bilmiyorum. Bu emaneti o iyi insana ulaştırırsın. Bana bu iyiliği yap!"
Sonra, bu bilinmez adam hareket etmekte olan trene atlar ve akşam karanlığında uzaklaşıp gider.
Kendisine emanet olarak bırakılan çuval ile başbaşa kalan istasyon görevlisi o iyi insanı bulmak ve bu emaneti teslim etmek için ne yapacağını düşünmeye başlar. Emanete dokunmayı bile uygunsuz gördü.
Sonra şöyle düşündü: “tamam bu bir emanet. Ama bu emanet bana bırakıldı. Öyle ise bu emaneti muhafaza etmem ve sahibine ulaştırmam gerekir. Öyle ise bu çuvalı odama götürmem şart.”
Önceden dokunmadan bile sakına istasyon görevlisi emaneti kurumak gerekçesi ile odasına götürdü ve bir köşeye sıkıca yerleştirdi.
Emaneti sahibi olan iyi insanların kim olabileceğini düşünmeye başladı. Kasabadaki iyi insanları, ne tür iyilikler yaptıklarını hatırlamaya başladı. Ama bir sorun vardı. Bildiği ve hatırladığı herkes iyi idi. Herkes iyi olunca böyle bir iyiliği yapanı bulmak çok zor idi.
Bir süre sonra zihnindeki soru değişti. “Bu iyiliği ben yapmış olabilir miyim?” sorusunu sordu kendine.
Yaptığı iyilikleri sıraladı. Tek tek hatırladı. Sonunda böyle bir iyiliği bir istasyon görevlisi olarak, hep insanlarla günlük haşır neşir olan birisi olarak kendisinin yapmış olabileceğini düşündü. Yaptığı iyilikler o kadar çok idi ki çuvalın sahibinin kendisi olduğuna ikna oldu. Ve kendisine emanet edilen çuvalın sahibinin kendisi olduğuna karar verdi ve çuvalı da alarak evine gitti.
Eve varınca çuvalın ne olduğunu merak eden karısına durumu anlattı. Karısı da çuvalın kendisine ait olduğunu, zira kendisinin evlendiği kişinin ancak kasabanın en iyi adamı olduğunu söyledi. Karısının da desteği ile çuvalın kendilerine ait olduğuna iyice inandılar.
Gece geç vakitte yattılar ama ikisinin de gözünde uyku yoktu. İkisi de ayrı ayrı çuvalda ne olabileceğini düşündükçe merakları arttı. Sonunda karısı bir soru sordu: Çuvaldakilerle bana ne alacaksın?
Çuvaldakilerle alınacaklar konusunda anlaşmazlığa düşen aile tartışmaya başladı. Tartışma biraz sonra ağız kavgasına dönüştü. Yükselen sesler ile uyanan komşular olup bitenleri merak ettiler. Tartışmaya onlar da katıldı.
Sonunda komşular da emanet çuval konusunu öğrendi. Fakat herkes iyi olduğu için her bir komşu çuvalın kendilerine ait olduğunu düşünmeye başladılar. Aile tartışması ve kavgası ile başlayan gerginlik komşulara da yansıdı. Komşular birbiri ile kavgaya başladılar.
Hadleyburg kasabası içinde yayılan bu emanet çuval tartışması nihayet mahkemelik oldu. Mahkemede adalet dağıtmakla görevli hâkimler de tartışmaya dâhil oldular. Nihayet Hadleyburg kasabasında adaleti muhafaza eden ve sürdüren kendileri idi. Bundan daha büyük iyilik olmazdı. O halde emanet çuvalın kendilerine teslim edilmesini istediler.
Fakat çuvalın sahibinin kendileri olduğunu düşünen kasaba halkı, durumu kasabanın tek kilisesinde görevli Young Good Man Brown adlı papaza ilettiler. Kasaba papazının adına geçen Good Man unvanı İyi Adam anlamına geliyordu. O halde Hadleyburg kasabasının iyi adamı papazın kendisi olması gerekirdi. Young Good Man Brown da emanet çuvalın kendisine teslim edilmesini, çuvaldakilerle kiliseye bakım yapacağını söyledi. Kasaba halkı papaza da çuvalı teslim etmedi.
Artık kasabada birey, aile, komşular ve mahalle, adalet sağlayıcılar, din temsilcileri ne olduğu belirsiz bir çuval yüzünden birbiri ile tartışmalı ve kavgalı hale gelmişti.
Hadleyburg kasabasının tüm sakinlerini bozan çuval sorunu kasaba meydanındaki kule ile çözüldü. Çuvaldakilerin kasaba meydanındaki kulenin tepesinden aşağı dökülmesi ve dökülenlerden kim ne alabilirse almalarının en uygun çözüm olduğuna karar verildi.
Nihayet çuvaldakiler kulenin tepesinden aşağıya döküldü ve çuvaldan metal para çeklinde kesilmiş tahta parçaları çıktı.
İçinde tahta parçaları olan bir çuval ile bozulan ahlaklı, muhafazakâr ve dindar kasaba halkı aslında kendi zihninin oyununa gelmişti. Her bir bireyi zhinini rasyonelleştirme gücü ayartmış bozmuştu.
Bilmedikleri şey insan zihninin âdeta şeytan ile iş birliği yaparak görünüşte güçlü görünen, dış korunaklı değerleri çok hızlı ve kapsamlı biçimde yok edebileceği idi.
Zihnin ikna olmadığı eylemler zayıf, geçirgen, yıkım ve tahribe karşı her zaman dayanıksız olur. İnsan zihinin ayartma ve bozma potansiyeli gözardı edilemez.
Hem birey hem de toplum sözkonusu olduğunda dışarıdan korunan mevziler içeriden küçük bir dokunuşla kendi kendini yok etme potansiyelline sahiptir.

