Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Seher  TAHSİN
Köşe Yazarı
Seher TAHSİN
 

Parlatılmış Batı Medeniyetinin Çatlayan Vitrini

Barış Manço “Biz batılı olmak istemiyoruz biz uygar olmak istiyoruz. Batının bir bütün tarihi bizden güzel olduğunu düşünmüyorum” derken, Sezai Karakoç da “Batı medeniyeti, gittiği yeri maddeten sömürmüş, manen çürütmüş; ulaştığı insanların hem ruhunu hem ülkesini çölleştirmiştir” demektedir. Aliya Izzetbegoviç “Bunu hiç unutma evlat, Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır” derken, bilimiyle dünyayı etkileyen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu “Biz Batıya falan da karşı değiliz. Biz haysiyetsizliğe karşıyız, yamyamlığa, barbarcılığa, hunharlığa, bir takım milletleri soykırımdan geçiripte ondan sonra insan hakları edebiyatı yapanlara karşıyız” demektedir. Bu tutumlar karşısında taşların yerine oturduğunu ve ne kadar haklı olduklarını şimdi daha iyi anlıyoruz. Yıllardır bize bir Batı anlatıldı. Hayran olmamız gereken, ölçü almamız istenen bir Batı… Medeniyetin, özgürlüğün merkezi, insan haklarının beşiği olarak sunulan bir Batı, hukukun ve ahlâkın evrensel temsilcisi bir batı. Filmleriyle, akademisiyle, kavramlarıyla parlatılmış; sorgulanması ayıp eleştirilmesi geri kalmışlık sayılan bir Batı. Hatta medeni sayılmanın ön şartı gibi sunuldu. Fakat vitrini araladığımızda karşımıza çıkan manzara, bu anlatıyla örtüşmüyor. Artık parlatılmış vitrin çatlamıştır. Karanlık dosyalar, kapatılmış mahkemeler ve susturulmuş mağdurlar var. Kişilik bozukluğuna sahip olan Epstein meselesi bunun en güncel ve en çıplak örneğidir. Yıllarca çocukların sistematik biçimde istismar edildiği bir ağ,  ruhları parçalanarak, hayatları sökülerek Batı’nın seçkin elitlerin sofralarına meze yapılan masum insanlar. Hatta bu karanlık ağın unsurlarının sinsi planlarını hayata geçirmek ve çocuklara doğrudan nüfus edebilmek amacıyla öğretmenlik mesleği altında faaliyet gösterdikleri yönündeki iddialar tehlikenin korkunç boyutunu göstermektedir. Bu karanlık yeni değil. Tarih, Batı’nın arka bahçesinde biriken suçlarla doludur. İsviçre’de çocuklar köle gibi çalıştırıldı. Kanada’da yerli çocuklar kimliklerinden koparıldı. Avrupa’da Afrikalı çocuklar kafeslerde sergilendi. İrlanda’da genç kızlar çamaşırhanelere kapatıldı. Almanya’da Ari ırk politikalarıyla çocuklar ailelerinden alındı. Fransa’nın işgal ettiği Cezayir’de çocuklar katledildi. Dün yaşananlar bugünde isim ve yöntem değişikliğiyle devam ettiğine şahit oluyoruz. Filistin’de gerçekleştirilen çocuk katliamları, Batı medeniyetinin kurduğu o sahte "insan hakları" kapalı kapılar ardında değil, bugün Gazze’de tüm dünyanın canlı yayınlarında yaşanıyor. Üç günlük dünya uğruna, siyasi ikballer ve toprak hırsı için binlerce masum çocuğu bombaların altında katleden zihniyet, biri masumu sessizce kanını sömürürken diğeri gürültüyle yok ediyor. İki Cahiliye Arasında: Çölün Kumundan Modernin Sofrasına Tam bu noktada başka bir medeniyet anlayışını hatırlamak gerekir. İslam medeniyeti, ortaya çıktığı dönemde kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir düzeni kökten reddetti. Çocuğu, Allah'ın bir emaneti olarak tanımladı. Eşitliği, adaleti insanın değerini ve onurunu koruyan sarsılmaz bir çerçeve çizdi. Peki ya bugün? İnsanlığın kutsal medeniyeti olarak sunulan Batı’nın, o kadim cahiliyeden çok daha aşağılık bir noktada olduğunu görmüyor muyuz? Cahiliye döneminde kız çocuklarını töre uğruna çölün kumlarına gömerlerken bugünün modern medeni vampirleri, çocukları sadece gömmüyor onları ruhlarını parçalayarak, geleceklerini çalarak hatta insanlık dışı yapılabileceklerle ada inşa edilerek barbarlıklarını rasyonelleştirmekten çekinmemişlerdir. Dünkü vahşet bir cehaletin sonucuydu. Bugünkü ise parlatılmış salonlarda, insanlığın hayat özünü sömüren Epstein’ın adasında ve Gazze’nin sokaklarında yaşanan vahşet, insanlık tarihinin gördüğü en sefil cahiliye döneminden bile daha karanlık bir çürümenin resmidir. İbadeti Vahşet Soykırımı Hak Gören Zihin İslam dünyası Kurban Bayramı’nı idrak ederken paylaşmayı ve teslimiyeti temsil eden kurban ibadetini hayvan katliamı olarak değerlendiren kesim Gazze’de parçalanan bebek bedenlerini görmezden ve Epstein adasındaki ziyafetlerde, öğün listesine girmiş masum bebekleri görmezden gelmektedir. Paylaşma temelli bir ibadete "vahşet" diyenler üç günlük dünya menfaati için yapılan çocuk katliamlarını nasıl açıklayacak? Hayvan hakları üzerinden medeniyet dersi verenler, insan onurunun bizzat tüketildiği o modern mezbahalar hakkında neden suskunlar? Tek Dişi Kalmış Canavar Mehmet Âkif Ersoy’un asır önce koyduğu teşhis ise bugün artık fiziksel bir gerçektir. Epstein’ın karanlık adasından yükselen çığlıklarla yeniden “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” yankılanmaktadır. Bizim ise medeniyet iddiamız, insanca bir uygarlık inşa etmektir. Taklit eden değil aslımız olan kendimiz olmaktır. Başkasının aynasında kendini arayan değil, kendi medeniyet aklıyla yürüyen bir millet olmaktır. Kendi kimliğimiz, kendi tarihimiz kendi kültürümüz kendi inancımız ve kendi değerlerimizle var olmaktır. Çünkü bu topraklar, Batı’ya benzediği ölçüde değil kendi kimliğine sadık kaldığı ölçüde ayakta kalacaktır. Sevgiyle Kalın!
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2026 -Salı
Seher  TAHSİN

Parlatılmış Batı Medeniyetinin Çatlayan Vitrini

Barış Manço “Biz batılı olmak istemiyoruz biz uygar olmak istiyoruz. Batının bir bütün tarihi bizden güzel olduğunu düşünmüyorum” derken, Sezai Karakoç da “Batı medeniyeti, gittiği yeri maddeten sömürmüş, manen çürütmüş; ulaştığı insanların hem ruhunu hem ülkesini çölleştirmiştir” demektedir. Aliya Izzetbegoviç “Bunu hiç unutma evlat, Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır” derken, bilimiyle dünyayı etkileyen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu “Biz Batıya falan da karşı değiliz. Biz haysiyetsizliğe karşıyız, yamyamlığa, barbarcılığa, hunharlığa, bir takım milletleri soykırımdan geçiripte ondan sonra insan hakları edebiyatı yapanlara karşıyız” demektedir.

Bu tutumlar karşısında taşların yerine oturduğunu ve ne kadar haklı olduklarını şimdi daha iyi anlıyoruz. Yıllardır bize bir Batı anlatıldı. Hayran olmamız gereken, ölçü almamız istenen bir Batı…

Medeniyetin, özgürlüğün merkezi, insan haklarının beşiği olarak sunulan bir Batı, hukukun ve ahlâkın evrensel temsilcisi bir batı. Filmleriyle, akademisiyle, kavramlarıyla parlatılmış; sorgulanması ayıp eleştirilmesi geri kalmışlık sayılan bir Batı. Hatta medeni sayılmanın ön şartı gibi sunuldu. Fakat vitrini araladığımızda karşımıza çıkan manzara, bu anlatıyla örtüşmüyor.

Artık parlatılmış vitrin çatlamıştır. Karanlık dosyalar, kapatılmış mahkemeler ve susturulmuş mağdurlar var. Kişilik bozukluğuna sahip olan Epstein meselesi bunun en güncel ve en çıplak örneğidir. Yıllarca çocukların sistematik biçimde istismar edildiği bir ağ,  ruhları parçalanarak, hayatları sökülerek Batı’nın seçkin elitlerin sofralarına meze yapılan masum insanlar. Hatta bu karanlık ağın unsurlarının sinsi planlarını hayata geçirmek ve çocuklara doğrudan nüfus edebilmek amacıyla öğretmenlik mesleği altında faaliyet gösterdikleri yönündeki iddialar tehlikenin korkunç boyutunu göstermektedir.

Bu karanlık yeni değil. Tarih, Batı’nın arka bahçesinde biriken suçlarla doludur. İsviçre’de çocuklar köle gibi çalıştırıldı. Kanada’da yerli çocuklar kimliklerinden koparıldı. Avrupa’da Afrikalı çocuklar kafeslerde sergilendi. İrlanda’da genç kızlar çamaşırhanelere kapatıldı. Almanya’da Ari ırk politikalarıyla çocuklar ailelerinden alındı. Fransa’nın işgal ettiği Cezayir’de çocuklar katledildi. Dün yaşananlar bugünde isim ve yöntem değişikliğiyle devam ettiğine şahit oluyoruz.

Filistin’de gerçekleştirilen çocuk katliamları, Batı medeniyetinin kurduğu o sahte "insan hakları" kapalı kapılar ardında değil, bugün Gazze’de tüm dünyanın canlı yayınlarında yaşanıyor. Üç günlük dünya uğruna, siyasi ikballer ve toprak hırsı için binlerce masum çocuğu bombaların altında katleden zihniyet, biri masumu sessizce kanını sömürürken diğeri gürültüyle yok ediyor.

İki Cahiliye Arasında: Çölün Kumundan Modernin Sofrasına

Tam bu noktada başka bir medeniyet anlayışını hatırlamak gerekir. İslam medeniyeti, ortaya çıktığı dönemde kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir düzeni kökten reddetti. Çocuğu, Allah'ın bir emaneti olarak tanımladı. Eşitliği, adaleti insanın değerini ve onurunu koruyan sarsılmaz bir çerçeve çizdi.

Peki ya bugün?

İnsanlığın kutsal medeniyeti olarak sunulan Batı’nın, o kadim cahiliyeden çok daha aşağılık bir noktada olduğunu görmüyor muyuz? Cahiliye döneminde kız çocuklarını töre uğruna çölün kumlarına gömerlerken bugünün modern medeni vampirleri, çocukları sadece gömmüyor onları ruhlarını parçalayarak, geleceklerini çalarak hatta insanlık dışı yapılabileceklerle ada inşa edilerek barbarlıklarını rasyonelleştirmekten çekinmemişlerdir.

Dünkü vahşet bir cehaletin sonucuydu. Bugünkü ise parlatılmış salonlarda, insanlığın hayat özünü sömüren Epstein’ın adasında ve Gazze’nin sokaklarında yaşanan vahşet, insanlık tarihinin gördüğü en sefil cahiliye döneminden bile daha karanlık bir çürümenin resmidir.

İbadeti Vahşet Soykırımı Hak Gören Zihin

İslam dünyası Kurban Bayramı’nı idrak ederken paylaşmayı ve teslimiyeti temsil eden kurban ibadetini hayvan katliamı olarak değerlendiren kesim Gazze’de parçalanan bebek bedenlerini görmezden ve Epstein adasındaki ziyafetlerde, öğün listesine girmiş masum bebekleri görmezden gelmektedir. Paylaşma temelli bir ibadete "vahşet" diyenler üç günlük dünya menfaati için yapılan çocuk katliamlarını nasıl açıklayacak?

Hayvan hakları üzerinden medeniyet dersi verenler, insan onurunun bizzat tüketildiği o modern mezbahalar hakkında neden suskunlar?

Tek Dişi Kalmış Canavar

Mehmet Âkif Ersoy’un asır önce koyduğu teşhis ise bugün artık fiziksel bir gerçektir. Epstein’ın karanlık adasından yükselen çığlıklarla yeniden “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” yankılanmaktadır.

Bizim ise medeniyet iddiamız, insanca bir uygarlık inşa etmektir. Taklit eden değil aslımız olan kendimiz olmaktır. Başkasının aynasında kendini arayan değil, kendi medeniyet aklıyla yürüyen bir millet olmaktır. Kendi kimliğimiz, kendi tarihimiz kendi kültürümüz kendi inancımız ve kendi değerlerimizle var olmaktır. Çünkü bu topraklar, Batı’ya benzediği ölçüde değil kendi kimliğine sadık kaldığı ölçüde ayakta kalacaktır.

Sevgiyle Kalın!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.