Yine yeniden o mübarek eşikteyiz. Takvimler yaprak yaprak dökülürken, ruhumuzu dinlendirecek, soframızı bereketlendirecek on bir ayın sultanına kavuşuyoruz.
Oruç tutmanın farz olduğu hicrî yılın dokuzuncu ayı Ramazan, sözlükte “günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki “ramad” masdarından veya “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” manasındaki “ramdâ” kelimesinden türeyen Ramazan kameri yılın Şabandan sonra, şevvalden önce gelen dokuzuncu ayının adıdır.
“Yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamındaki “ramadî” kelimesinden ya da “kılıcı veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş arasına koyup dövmek” anlamındaki ramd masdarından türediği de ileri sürülmüştür.
Ramazan, tıpkı kızgın bir güneşin günahları yakıp yok etmesi gibi kalpleri arındıran tıpkı taze bir yağmurun kurak toprakları temizlemesi gibi ruhumuzdaki tozları silip süpüren bir aydır.
Ramazan’ı sultan kılan en büyük hikmetlerden biri, Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmeye başlanmış olmasıdır. İlahi hitabın yeryüzüyle buluştuğu bu zaman dilimi insanlık için bir diriliş çağrısıdır. Oruç ise sadece bedeni değil, dili, kalbi ve davranışları da terbiye eden bir ibadettir.
Arınma yolculuğu olan Ramazan ayı içinde fırsat hazinesini saklamaktadır. Kur’an-ı Kerim'in indirildiği ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi'dir. Ramazan-ı Şerif bağrında bu mübarek geceyi barındırdığı için biz müminler adına eşsiz bir fırsat ayıdır. Ömre bedel bir geceyi yakalamak, bir ömürlük manevi kazanç elde etmek için sunulan bu ilahi davet Ramazan’ı diğer tüm zamanlardan üstün kılmaktadır.
Nerede O Eski Ramazanlar?
Bu soruyu her yıl sorarız, çünkü özlediğimiz sadece geçmiş zaman değil, o zamanın içindeki yaşadığımız samimi duygusudur.
Benim için ise Ramazan, çocukluğumun en güzel hatıralarından biridir. Bizler Ramazan’ı bu manevi derinliğin yanı sıra çocuksu bir neşeyle hatırlıyoruz.
Mahallemizdeki arkadaşlarla adeta sözleşmiş gibi oruç tutardık. Gün boyu sabrımızı sınar, akşamüstü buluştuğumuzda büyük bir heyecanla birbirimize sorardık:
“Ben oruç tuttum, sen bugün oruç tuttun mu?” Bu soru bizim için bir gururdu. Ailelerimizin omuzlarında taşıması iftar menüsünde bizim sevdiklerimizin yapılmasıyla o gururu taçlandırılmış olurdu. Sanki bizim için oruç tutmak çocuk aklımızla büyümek demekti.
İftardan hemen sonra arkadaşlarımızla birbirimize haber uçurur, camide teravihte en ön safı kapmak için yarışırdık. Ön safta durmak bize büyük bir ayrıcalık gelirdi. Cami o kadar kalabalık saflar o kadar sıkışık olurdu ki omuzlarımız birbirine değdiğinde sanki aramızda görünmez bir elektrik akımı dolaşırdı. Birimizin en küçük kıpırdanması dalga dalga hepimizi etkilerdi.
Namaz esnasında ise o çocuksu neşemizi bastırmak ne mümkün... Birimizin eşarbı kayar, bir diğerinin eteği ayağına takılır ve telaşla çekiştirir toparlamaya çalışırken sanki büyük bir şey olmuş gibi kıs kıs gülerdik. o daracık alanda dengeyi bulmaya çalışırken birbirimize o kadar yakın olan o omuzlar imdadımıza yetişirdi. Birbirimize yaslanarak kurduğumuz o dengede en küçük bir sarsıntı bile omuzlarımızdan dolayı bir kıkırdama dalgası gibi saf boyunca yayılır birimiz gülünce hepimiz o neşeli akıma kapılırdık. Bu arada namazın kabul olma durumu Allaha kalmıştır.
Tabii büyüklerimizin o meşhur hafif sesli “Allahü Ekber” uyarılarıyla o an yüzümüz kızarır, toparlanır, bir anda ciddiyet kuşanarak sanki az önce o dalga hepimizi sarmamış gibi büyük bir huşuyla namaza devam ederdik. Şimdi anlıyorum ki onların o kızışları bile bu hatıralara güzellik katmış. Biz o saflarda sadece namaz kılmıyormuşuz edebi, saygıyı ve birlikte olmayı öğreniyormuşuz. Öyle ki eşarpların kaydığı çocuksu kıkırdamaların secde huşuyla karıştığı o eski Ramazanların tadı hala damağımızda.
Nesiller Değişse de Ruh Aynı
Belki zaman değişti, şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Ama çocuk kalpler hâlâ aynı.
Bizler mahalle aralarında, omuz omuza verdiğimiz o sıcak saflarda bu ruhu soluduk. Şimdiki nesil ise okullarda hazırlanan Ramazan etkinlikleriyle bu iklimi tanıyor. Belki yöntemler değişiyor, teknoloji hayatımıza daha çok giriyor ama o mahyanın altındaki heyecan hiç değişmiyor. Okullardaki bu etkinlikler çocukların hafızasından asla silinmeyecek güzellikler bırakıyor.
Güz yağmuru gibi ruhumuzu temizleyen, güzellikleri çoğaltıp kötülüklerden uzaklaşan bizi özümüzden koparmayan ve Kadir Gecesi'nin feyziyle taçlanan bir Ramazan geçirmek dileğiyle.
Hayırlı Ramazanlar. Sevgiyle Kalın.

