Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Seher  TAHSİN
Köşe Yazarı
Seher TAHSİN
 

Kadına Verilen Emanet Bildirisi: Acizlik mi? Onur Bildirisi mi?

Geçtiğimiz günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle sosyal medyada paylaşılan anlamlı bir cümleye denk geldim. Paylaşımda, Hz. Muhammed’in ( s.a.v) veda hutbesinde yer alan o sarsıcı ve bir o kadar da zarif sözü yer alıyordu: "Kadınlar size Allah’ın emanetidir." Bu paylaşımın hemen altında, bir hoca ile bir öğrenci arasında geçen mesajları dikkatimi çekti. Hoca, sanırım öğrencisinin bu derin sözü nasıl kavradığını anlamak için bilgiyi doğrudan aktarmak yerine soru-cevap yoluyla kişinin kendi içindeki doğru bilgiye ulaşmasını sağlayan sokratik yöntemi kullanarak düşünmeye itti. Belki de zihnindeki eksik taşları yerine oturtmak için küçük bir uyarı niteliğinde şu soruyu yöneltti: Kadınlar emanet mi? Ayet mi bu? Veda hutbesinde hadis hocam. Evet hocam. Allah’ın emaneti canı, onuru dokunulmazdır. Allah’ın emaneti mi? Evet,  Allah’ın emaneti hocam Kime? Öğrenci, hepimizin aşina olduğu o geleneksel ve masum cevabı verdi: Eş yani koca sanırım… Hoca, öğrencisinin ufkunu genişletecek, sadece onun değil hepimizin bakış açısını bir üst basamağa taşıyacak olan o can alıcı soruyu sordu: Peki, kocası yoksa? O kime emanet? … Hocanın son sözü ise ”Ben de tam bilmiyorum ama kadınları aciz gösterir. Mevcut yorum ”diyerek noktaladı. O cümleyi okuduğumda zihnim o an derin bir sessizlik yaşadı. Aslında bildiklerimizi yeniden tartmamız gerektiğini fısıldayan bir rehberlikti. Sahiden eşi olmayan hatta babası olmayan kime emanetti? Veda hutbesinde ey insanlar nidasıyla evrenselliği işaret eden feraset sahibi peygamber bu sözüyle kadının varlığını sadece bir eş ilişkisine sığdırmazdı. Peki, bu emanet kimleri kapsıyordu? Nasıl yorumlamalıydık? Kullanılan emanet kavramı acizliğe mi işaret ediyordu? Görülüyor ki verilen cevabın ne kadar kısıtlı bir alana sıkıştığını, kadının koca bir varoluşunu sadece bir eş ilişkisine toplum olarak indirgediğimizi fark ettim. Bir aydınlanma yaşayarak bu soru karşısında oluşan o derin sessizlik, aslında toplum olarak düştüğümüz en büyük yanılgının özetiydi. Şahit olduğum bu diyalog beni araştırma ve sorgulama sürecine itti. Bu konuda uzmanların satırlarını karıştırdıkça, o makaleydi bu makaleydi derken kavramların ruhuna indikçe anladım ki eğer emaneti sadece kocaya ait bir görev sanırsak, eşi olmayan kadını sahipsiz bir boşluğa itmiş oluyoruz. Oysa bu söz, dar bir aile içi talimat değil tüm insanlığa, kurumlara, vicdanlara ve adalete verilmiş evrensel bir ödevdir. Emanet bir zayıflık veya bir erkeğin himayesine muhtaçlık değildir. Aksine, kadının varlığını ve hukukunu bizzat Yaradan’ın güvencesine bağlayan toplumun her ferdine sorumluluk yükleyen ilahi bir dokunulmazlık zırhıdır. Kadın, ister evli olsun ister bekâr olsun onun onuru hakları ve şahsiyeti tüm topluma, hukuka ve her bir vicdana sunulmuş evrensel bir emanettin bilincidir. Emanet, bir mülkiyet ilişkisi değil bir sorumluluk bilincidir. Paha biçilemez bir eseri emanet aldığımızda onun aciz olduğunu mu düşünürüz. Aksine o eserin ne kadar nadide, kıymetli olduğunu bilir ve üzerine titreriz. Bu sebeple emanet kavramı, kadını o dokunulmaz ve nadide makama yerleştirilmiştir. Kadınların emanet görülmesi, onların iradesini elinden alan bir vesayet ilkesi değil onlara yönelik her türlü haksızlığı doğrudan Allah’ın hukukuna yapılmış bir saldırı sayan bir onur bildirisidir. Bu emanete sahip çıkmak onu ezmek değil, onun haklarını, özgürlüğünü ve şahsiyetini baş tacı etmektir. Buradaki özgürlük; kuralları yıkıp dökerek kendi bildiğini okumak değil, kadının özündeki asaleti bir başkasının boyunduruğu altına girmeden, vakarla yaşayabilmesidir. Ve asıl mesele emaneti taşımak değil, o emanetin onuruna layık olabilmektir. Bugün bu Onur Bildirisi’nin her zamankinden daha gür bir sesle hatırlatılmasına muhtacız. Zira günümüzde kadın cinayetlerinin ürkütücü boyutlara ulaşması, sapıkça kurban ritüeli malzemesi gören Epstein sapkınlığına sessiz kalan sadece hukukun değil, en temel insani ve manevi değerlerin de çiğnendiğinin en acı kanıtıdır. Kadını bir emanet olarak değil bir mülkiyet olarak gören o hastalıklı zihniyet her bir cinayette aslında bu ilahi hukuka ve insanlık onuruna savaş açmaktadır. Artık bu karanlığın son bulması emanet bilincinin sadece sözde kalmadığı, kadının canının, iradesinin ve varlığının dokunulmaz kılındığı bir adalet nizamıyla mümkündür. Unutulmamalıdır ki  İbn-i Arabi’nin de buyurduğu gibi: "Kadın, mahlûk değil; Halik’ın tecelli ettiği en mükemmel aynadır." Emanet olan bu mükemmel aynadaki ilahi zarafettir. Ve bu zarafet, asla bir acziyetin değil, varoluşun en yüksek ve en dokunulmaz mertebesinin şahididir. Sevgiyle Kalın.
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2026 -Perşembe
Seher  TAHSİN

Kadına Verilen Emanet Bildirisi: Acizlik mi? Onur Bildirisi mi?

Geçtiğimiz günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle sosyal medyada paylaşılan anlamlı bir cümleye denk geldim. Paylaşımda, Hz. Muhammed’in ( s.a.v) veda hutbesinde yer alan o sarsıcı ve bir o kadar da zarif sözü yer alıyordu: "Kadınlar size Allah’ın emanetidir."

Bu paylaşımın hemen altında, bir hoca ile bir öğrenci arasında geçen mesajları dikkatimi çekti. Hoca, sanırım öğrencisinin bu derin sözü nasıl kavradığını anlamak için bilgiyi doğrudan aktarmak yerine soru-cevap yoluyla kişinin kendi içindeki doğru bilgiye ulaşmasını sağlayan sokratik yöntemi kullanarak düşünmeye itti. Belki de zihnindeki eksik taşları yerine oturtmak için küçük bir uyarı niteliğinde şu soruyu yöneltti:

Kadınlar emanet mi? Ayet mi bu?

Veda hutbesinde hadis hocam. Evet hocam. Allah’ın emaneti canı, onuru dokunulmazdır.

Allah’ın emaneti mi?

Evet,  Allah’ın emaneti hocam

Kime?

Öğrenci, hepimizin aşina olduğu o geleneksel ve masum cevabı verdi:

Eş yani koca sanırım…

Hoca, öğrencisinin ufkunu genişletecek, sadece onun değil hepimizin bakış açısını bir üst basamağa taşıyacak olan o can alıcı soruyu sordu:

Peki, kocası yoksa? O kime emanet?

Hocanın son sözü ise ”Ben de tam bilmiyorum ama kadınları aciz gösterir. Mevcut yorum ”diyerek noktaladı.

O cümleyi okuduğumda zihnim o an derin bir sessizlik yaşadı. Aslında bildiklerimizi yeniden tartmamız gerektiğini fısıldayan bir rehberlikti. Sahiden eşi olmayan hatta babası olmayan kime emanetti?

Veda hutbesinde ey insanlar nidasıyla evrenselliği işaret eden feraset sahibi peygamber bu sözüyle kadının varlığını sadece bir eş ilişkisine sığdırmazdı. Peki, bu emanet kimleri kapsıyordu? Nasıl yorumlamalıydık? Kullanılan emanet kavramı acizliğe mi işaret ediyordu?

Görülüyor ki verilen cevabın ne kadar kısıtlı bir alana sıkıştığını, kadının koca bir varoluşunu sadece bir eş ilişkisine toplum olarak indirgediğimizi fark ettim.

Bir aydınlanma yaşayarak bu soru karşısında oluşan o derin sessizlik, aslında toplum olarak düştüğümüz en büyük yanılgının özetiydi. Şahit olduğum bu diyalog beni araştırma ve sorgulama sürecine itti. Bu konuda uzmanların satırlarını karıştırdıkça, o makaleydi bu makaleydi derken kavramların ruhuna indikçe anladım ki eğer emaneti sadece kocaya ait bir görev sanırsak, eşi olmayan kadını sahipsiz bir boşluğa itmiş oluyoruz.

Oysa bu söz, dar bir aile içi talimat değil tüm insanlığa, kurumlara, vicdanlara ve adalete verilmiş evrensel bir ödevdir.

Emanet bir zayıflık veya bir erkeğin himayesine muhtaçlık değildir. Aksine, kadının varlığını ve hukukunu bizzat Yaradan’ın güvencesine bağlayan toplumun her ferdine sorumluluk yükleyen ilahi bir dokunulmazlık zırhıdır. Kadın, ister evli olsun ister bekâr olsun onun onuru hakları ve şahsiyeti tüm topluma, hukuka ve her bir vicdana sunulmuş evrensel bir emanettin bilincidir.

Emanet, bir mülkiyet ilişkisi değil bir sorumluluk bilincidir. Paha biçilemez bir eseri emanet aldığımızda onun aciz olduğunu mu düşünürüz. Aksine o eserin ne kadar nadide, kıymetli olduğunu bilir ve üzerine titreriz. Bu sebeple emanet kavramı, kadını o dokunulmaz ve nadide makama yerleştirilmiştir.

Kadınların emanet görülmesi, onların iradesini elinden alan bir vesayet ilkesi değil onlara yönelik her türlü haksızlığı doğrudan Allah’ın hukukuna yapılmış bir saldırı sayan bir onur bildirisidir. Bu emanete sahip çıkmak onu ezmek değil, onun haklarını, özgürlüğünü ve şahsiyetini baş tacı etmektir. Buradaki özgürlük; kuralları yıkıp dökerek kendi bildiğini okumak değil, kadının özündeki asaleti bir başkasının boyunduruğu altına girmeden, vakarla yaşayabilmesidir. Ve asıl mesele emaneti taşımak değil, o emanetin onuruna layık olabilmektir.

Bugün bu Onur Bildirisi’nin her zamankinden daha gür bir sesle hatırlatılmasına muhtacız. Zira günümüzde kadın cinayetlerinin ürkütücü boyutlara ulaşması, sapıkça kurban ritüeli malzemesi gören Epstein sapkınlığına sessiz kalan sadece hukukun değil, en temel insani ve manevi değerlerin de çiğnendiğinin en acı kanıtıdır. Kadını bir emanet olarak değil bir mülkiyet olarak gören o hastalıklı zihniyet her bir cinayette aslında bu ilahi hukuka ve insanlık onuruna savaş açmaktadır. Artık bu karanlığın son bulması emanet bilincinin sadece sözde kalmadığı, kadının canının, iradesinin ve varlığının dokunulmaz kılındığı bir adalet nizamıyla mümkündür.

Unutulmamalıdır ki  İbn-i Arabi’nin de buyurduğu gibi:

"Kadın, mahlûk değil; Halik’ın tecelli ettiği en mükemmel aynadır."

Emanet olan bu mükemmel aynadaki ilahi zarafettir. Ve bu zarafet, asla bir acziyetin değil, varoluşun en yüksek ve en dokunulmaz mertebesinin şahididir.

Sevgiyle Kalın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.