Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Seher  TAHSİN
Köşe Yazarı
Seher TAHSİN
 

Dağınık Zihinler: Modern Çağın Sessiz İşgali

Gözlerinizi kapatın ve en son ne zaman bir saati tek bir eylemle, zihniniz başka hiçbir yere sapmadan geçirdiğinizi düşünün. Eğer bu soruya cevap vermekte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugün insanlık, tarihin en büyük "dikkat yağması" ile karşı karşıya. Zihinlerimiz artık bize ait olmaktan çıkmış; sürekli yanıp sönen ışıklar ve anlık hazlar arasında savrulduğumuz bir lunapark gibi. Her köşede bir bildirim sesi yankılanıyor, her boşlukta bir başka merak unsuru bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Dikkatimiz Kimin Cebinde? Eskiden bir konuyu anlamak için kütüphaneye gidilir, saatlerce araştırma yapılırdı, yani odaklanma mecburiyeti vardı. Şimdi ise her şeyin özeti ve her videonun hızlandırılmış hali var. Öyle bir durum oluyor ki normal konuştuğumuz insanların yavaş konuşmasına tahammülümüz kalmıyor. Bazen iç sesim” insanlar konuşurken de hızlandırılmış butonu olsun” düşüncesi içine girmiyor değil. Maalesef bu durumda beynimiz yüzeyde kayarak odaklanmakta da zorlanıyoruz. Dağınıklığı sadece kişisel bir disiplinsizlik olarak görmek, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Bugünün dünyasında odaklanamıyor oluşumuz, dijital avcıların zihnimize karşı kazandığı bir zaferdir. İçinde yaşadığımız bu zihin yağması düzeninde, bizim saniyelerimiz başkalarının kasasına akıyor. Biz bir videodan diğerine savrulurken, aslında saniyelerimizin odak tacirleri tarafından alınıp satılan birer "mal" haline getirildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Dolayısıyla, dağınık bir zihin sadece bir yorgunluk belirtisi değil; aynı zamanda modern ticaretin bilinçli bir ürünüdür. Varsayılan Mod Ağı (DMN) Nörolog Marcus Raichle’ın 2001 yılında dünyayı şaşırtan keşfine göre; biz hiçbir şeyle uğraşmadığımızda beynimiz aslında "kapanmıyor". Aksine, Varsayılan Mod Ağı (DMN) dediğimiz sistem devreye giriyor. Bu sistem, beynin en çok enerji harcadığı, geçmişi ve geleceği sentezlediği, "Ben kimim?" sorusuna yanıt aradığı yerdir. Yani biz telefonun içine hapsolup beynimizi sürekli dışarıdan gelen verilerle meşgul ettiğimizde, aslında beynimizin en derin ve yaratıcı kapasitesini askıya alıyoruz. Raichle’ın araştırması bize şunu fısıldıyor: Zihnini serbest bıraktığında, beynin senin için en büyük keşifleri yapmaya başlar. Sıkıntının ve Fazlalığın İki Yüzü Sıkıntı anı, zihnin bir kavşakta durduğu andır. Ancak bu sadece bir boşluk meselesi değildir. Bazen de aşırı paranın getirdiği şımarıklık, şöhret budalalığı ve her şeye kolayca ulaşmanın yarattığı o tehlikeli doyumsuzluktur. Bugün birçok insan, zihnindeki o manevi açlığı bastıramadığı için en hızlı ve en yıkıcı teselliye koşuyor. Kimi elindeki imkânların verdiği kibirle, kimi de ulaştığı zirvenin sahte parıltısı altında ezilerek kendini uyuşturucu bataklığına veya anlık hazların karanlığına bırakıyor. Böylece derin bir ahlaki çöküşün içinde savrulmaya devam ediyor. Oysa bu kaçışlar, zihni özgürleştirmez; aksine onu daha derin bir esarete mahkûm eder. Sıkıntıdan veya haz sarhoşluğundan kaçmak için sığınılan her bağımlılık, aslında insanın kendi iç sesini duymamak için açtığı birer gürültü perdesidir. Unutmayalım ki gerçek özgürlük o boşluktan ya da şöhretin sahte ışığından kaçmak değil, o anların içinden geçerek kendi gerçekliğine ve erdemine ulaşma cesaretini göstermektir. Sevgili gençlerimiz biliniz ki, zihnimiz bizim en değerli mülkümüzdür. Bugün zihniniz, tarihin en büyük kuşatması altında. Sizi bitmek bilmeyen kısa videoların ve başkalarının pırıltılı ama içi boş hayatlarının arasında tutmak isteyen dev bir endüstri var. Bu boş işler size hızlı ve ucuz bir dopamin verir ancak bu sahte mutluluk, gerçek başarının getirdiği o kalıcı tatmini tatmanıza engel olur. Kökü olmayan ağaç rüzgârın oyuncağı, odağı olmayan zihin ise başkalarının hayallerinin hammaddesi olur. Seyirci koltuğundan kalkıp kendi hayatımızın başrolü olmak için zihnimizi özgürleştirmemiz bizim elimizdedir.  Kendi İçindeki Yıldızlara Yer Aç! Zihnini bir gökyüzü gibi hayal et. Eğer orayı sürekli şehrin yapay ışıklarıyla doldurursak; kendi içindeki yıldızları asla göremeyiz. Sessizlik ve odaklanmak, dışarıdaki o parıltılı ama sahte dünyadan kopup, kendi gerçeğine uyanmaktır. Zihnimizi o gereksiz kalabalıktan kurtardığımızda, sadece daha başarılı olmayı değil; aynı zamanda daha huzurlu, daha yaratıcı ve en önemlisi "kendin" olacaksın. Şu bir gerçek ki en büyük fırtınalar bile dindiğinde suyun dibi görünür. O halde kendi sessizliğin tadına varmak için derin bir nefesle sadece beş dakika o küçük siyah ekranı bir kenara bırakarak durultulmuş zihinle, hayatın bize ne anlatmak istediğini daha net duyma imkânı sağlayacaktır. İşte yolculuk tam orada başlamaktadır. Denemende zararın olmayacaktır. Sevgiyle Kalın...
Ekleme Tarihi: 09 Ocak 2026 -Cuma
Seher  TAHSİN

Dağınık Zihinler: Modern Çağın Sessiz İşgali

Gözlerinizi kapatın ve en son ne zaman bir saati tek bir eylemle, zihniniz başka hiçbir yere sapmadan geçirdiğinizi düşünün. Eğer bu soruya cevap vermekte zorlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugün insanlık, tarihin en büyük "dikkat yağması" ile karşı karşıya. Zihinlerimiz artık bize ait olmaktan çıkmış; sürekli yanıp sönen ışıklar ve anlık hazlar arasında savrulduğumuz bir lunapark gibi. Her köşede bir bildirim sesi yankılanıyor, her boşlukta bir başka merak unsuru bizi kendimizden uzaklaştırıyor.

Dikkatimiz Kimin Cebinde?

Eskiden bir konuyu anlamak için kütüphaneye gidilir, saatlerce araştırma yapılırdı, yani odaklanma mecburiyeti vardı. Şimdi ise her şeyin özeti ve her videonun hızlandırılmış hali var. Öyle bir durum oluyor ki normal konuştuğumuz insanların yavaş konuşmasına tahammülümüz kalmıyor. Bazen iç sesim” insanlar konuşurken de hızlandırılmış butonu olsun” düşüncesi içine girmiyor değil. Maalesef bu durumda beynimiz yüzeyde kayarak odaklanmakta da zorlanıyoruz.

Dağınıklığı sadece kişisel bir disiplinsizlik olarak görmek, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Bugünün dünyasında odaklanamıyor oluşumuz, dijital avcıların zihnimize karşı kazandığı bir zaferdir. İçinde yaşadığımız bu zihin yağması düzeninde, bizim saniyelerimiz başkalarının kasasına akıyor. Biz bir videodan diğerine savrulurken, aslında saniyelerimizin odak tacirleri tarafından alınıp satılan birer "mal" haline getirildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Dolayısıyla, dağınık bir zihin sadece bir yorgunluk belirtisi değil; aynı zamanda modern ticaretin bilinçli bir ürünüdür.

Varsayılan Mod Ağı (DMN)

Nörolog Marcus Raichle’ın 2001 yılında dünyayı şaşırtan keşfine göre; biz hiçbir şeyle uğraşmadığımızda beynimiz aslında "kapanmıyor". Aksine, Varsayılan Mod Ağı (DMN) dediğimiz sistem devreye giriyor. Bu sistem, beynin en çok enerji harcadığı, geçmişi ve geleceği sentezlediği, "Ben kimim?" sorusuna yanıt aradığı yerdir. Yani biz telefonun içine hapsolup beynimizi sürekli dışarıdan gelen verilerle meşgul ettiğimizde, aslında beynimizin en derin ve yaratıcı kapasitesini askıya alıyoruz. Raichle’ın araştırması bize şunu fısıldıyor: Zihnini serbest bıraktığında, beynin senin için en büyük keşifleri yapmaya başlar.

Sıkıntının ve Fazlalığın İki Yüzü

Sıkıntı anı, zihnin bir kavşakta durduğu andır. Ancak bu sadece bir boşluk meselesi değildir. Bazen de aşırı paranın getirdiği şımarıklık, şöhret budalalığı ve her şeye kolayca ulaşmanın yarattığı o tehlikeli doyumsuzluktur. Bugün birçok insan, zihnindeki o manevi açlığı bastıramadığı için en hızlı ve en yıkıcı teselliye koşuyor.

Kimi elindeki imkânların verdiği kibirle, kimi de ulaştığı zirvenin sahte parıltısı altında ezilerek kendini uyuşturucu bataklığına veya anlık hazların karanlığına bırakıyor. Böylece derin bir ahlaki çöküşün içinde savrulmaya devam ediyor. Oysa bu kaçışlar, zihni özgürleştirmez; aksine onu daha derin bir esarete mahkûm eder. Sıkıntıdan veya haz sarhoşluğundan kaçmak için sığınılan her bağımlılık, aslında insanın kendi iç sesini duymamak için açtığı birer gürültü perdesidir. Unutmayalım ki gerçek özgürlük o boşluktan ya da şöhretin sahte ışığından kaçmak değil, o anların içinden geçerek kendi gerçekliğine ve erdemine ulaşma cesaretini göstermektir.

Sevgili gençlerimiz biliniz ki, zihnimiz bizim en değerli mülkümüzdür. Bugün zihniniz, tarihin en büyük kuşatması altında. Sizi bitmek bilmeyen kısa videoların ve başkalarının pırıltılı ama içi boş hayatlarının arasında tutmak isteyen dev bir endüstri var. Bu boş işler size hızlı ve ucuz bir dopamin verir ancak bu sahte mutluluk, gerçek başarının getirdiği o kalıcı tatmini tatmanıza engel olur. Kökü olmayan ağaç rüzgârın oyuncağı, odağı olmayan zihin ise başkalarının hayallerinin hammaddesi olur. Seyirci koltuğundan kalkıp kendi hayatımızın başrolü olmak için zihnimizi özgürleştirmemiz bizim elimizdedir.

 Kendi İçindeki Yıldızlara Yer Aç!

Zihnini bir gökyüzü gibi hayal et. Eğer orayı sürekli şehrin yapay ışıklarıyla doldurursak; kendi içindeki yıldızları asla göremeyiz. Sessizlik ve odaklanmak, dışarıdaki o parıltılı ama sahte dünyadan kopup, kendi gerçeğine uyanmaktır. Zihnimizi o gereksiz kalabalıktan kurtardığımızda, sadece daha başarılı olmayı değil; aynı zamanda daha huzurlu, daha yaratıcı ve en önemlisi "kendin" olacaksın. Şu bir gerçek ki en büyük fırtınalar bile dindiğinde suyun dibi görünür.

O halde kendi sessizliğin tadına varmak için derin bir nefesle sadece beş dakika o küçük siyah ekranı bir kenara bırakarak durultulmuş zihinle, hayatın bize ne anlatmak istediğini daha net duyma imkânı sağlayacaktır. İşte yolculuk tam orada başlamaktadır. Denemende zararın olmayacaktır.

Sevgiyle Kalın...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sevgiyle
(10.01.2026 13:59 - #195)
Hocam Çok Güzel özetlemiş siniz Bilgisayar ve internet her kesimi Esir Almış Durumda bundan kurtulmanın yolu Her gün En Azından Bir veya İki saat #İnternetden kurtulup Kitap veya Ailemizle birlikte Sohbet Etmek...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve torostimes.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.