Türkiye’de gençlerin siyasi tercihleri homojen bir yapı göstermese de, 2026 yılı başı itibarıyla yapılan güncel araştırmalar ve anketler (ASAL, ORC, HBS gibi) belirli eğilimleri net bir şekilde ortaya koyuyor. Gençlerin oy verme motivasyonları ideolojiden ziyade ekonomik koşullar, özgürlük arayışı ve gelecek kaygısı ekseninde şekilleniyor. İşte gençlerin yöneldiği partiler ve bunun arkasındaki temel sebepler:
Gençlerin Tercih Ettiği Partiler (Anket Eğilimleri)
2026 Ocak-Şubat verilerine göre genç seçmenler (özellikle 18-25 yaş arası) arasında tablo genel olarak şöyle:
CHP: Gençler arasında birinci parti konumunu koruyor. Özellikle büyükşehirlerde yaşayan ve eğitimli genç nüfusun ana adresi durumunda.
AK Parti: Muhafazakâr genç kesimde ve kırsal bölgelerde gücünü korusa da, genel gençlik kotasında geçmiş yıllara oranla bir gerileme yaşıyor.
Zafer Partisi: Özellikle sığınmacı politikaları ve milliyetçi söylemleriyle erkek genç nüfus arasında kayda değer bir popülariteye sahip.
DEM Parti: Kürt genç nüfus ve sol eğilimli gençler arasında belirleyici bir güç olmaya devam ediyor.
Kararsızlar ve "Oy Vermeyeceğim" Diyenler: Gençlerin yaklaşık %30-33 gibi büyük bir kısmı hala hiçbir partiye tam olarak güvenmiyor. Bu grup, seçimlerin kaderini belirleyecek en büyük kitle.
Gençlerin Oy Verme Nedenleri
Gençlerin bir partiyi seçerken (veya bir partiden uzaklaşırken) önemsediği ana başlıklar şunlar:
Ekonomik Kaygı ve İstihdam: En büyük motivasyon kaynağı. Yüksek enflasyon, alım gücünün düşmesi ve "liyakat" sorunu nedeniyle iş bulamama korkusu gençleri iktidardan uzaklaştırıp değişim vaat eden muhalefete yöneltiyor.
Özgürlük ve Yaşam Tarzına Müdahale: Gençler sosyal medya yasakları, ifade özgürlüğü kısıtlamaları ve yaşam tarzlarına yönelik müdahaleler konusunda oldukça hassas. Daha özgürlükçü söylemi olan partiler (CHP, TİP gibi) bu noktada avantaj sağlıyor.
Sığınmacı Meselesi: Zafer Partisi'nin yükselişinin arkasındaki en büyük neden, gençlerin sığınmacı krizini kendi geleceklerine (ekonomi, güvenlik, kültürel doku) bir tehdit olarak görmesi.
Eğitim Sistemi: Sık değişen sınav sistemleri ve eğitim ile iş piyasası arasındaki kopukluk, gençlerin mevcut sisteme olan öfkesini artırıyor.
Yeni Bir Dil Arayışı: Gençler, "eski siyasetin" kavga dilinden sıkılmış durumda. Daha şeffaf, samimi ve teknolojiyle barışık liderleri (örneğin sosyal medyayı aktif kullanan belediye başkanlarını) kendilerine daha yakın hissediyorlar.
Tarikat ve cemaatler etkili mi?
Türkiye’de gençlerin siyasi tercihlerinde inanç ve dini yapılar (tarikat/cemaat) geçmişe oranla oldukça farklı, hatta bazen ters yönlü bir dinamik sergiliyor. Sosyal medyada din adına konuşanların tutarsızlığı, bilgisizliği gençlerin parti tercihlerini etkiliyor. Bu konuyu üç temel boyutta incelemek mümkündür:
Dini Otoriteye Güvenin Azalması: Araştırmalar, Z kuşağı ve sonrası için "dini otoriteye duyulan güvenin" anlamlı bir şekilde düştüğünü gösteriyor. Gençler arasında bireysel inanç (deizm, maneviyatçılık veya bireysel dindarlık) yükselirken, kurumsal din ve cemaat yapılarına olan mesafe artıyor.
Sorgulama: Gençler, dini grupların "tek tip düşünce" ve "kayıtsız şartsız itaat" beklentisini kendi özgürlük alanlarına bir tehdit olarak görüyor. Dini kurumların kamu kaynaklarından aldığı payın artmasını (örneğin 2026 bütçe planlamalarındaki dini eğitim payı) kendi istihdam ve gelecek şanslarını azaltan bir unsur olarak yorumlama eğiliminde. Bu da onları daha seküler ve liyakat vurgusu yapan partilere yönlendiriyor.
Siyasetle İlişki: Tarikat veya cemaat liderlerinin belirli bir partiye işaret etmesi, özellikle bu yapıların içinde büyümüş gençler üzerinde bile eskisi kadar bağlayıcı değil. Aksine, bazı durumlarda bu tür yönlendirmeler gençlerde reaksiyonel (tepkisel) oy verme davranışına yol açabiliyor.
Özetle, tarikat ve cemaatler, Türkiye’deki genel seçmen kitlesi üzerinde hala bir "blok oy" potansiyeline sahip olsa da, genç seçmen nezdinde bu etki marjinalleşmiş durumdadır. Gençler; inançlarını cemaat disiplini içerisinde değil, bireysel tercihler ve sosyal medya üzerinden şekillenen yeni bir "dindarlık/maneviyat" anlayışıyla yaşıyorlar.

