"Gariban" kelimesi, dilimize Arapçadan geçmiş olsa da Anadolu irfanında sözlük anlamından çok daha derin bir yere sahiptir. Kelime anlamıyla kimsesiz, zavallı, garip kalmış ve maddi imkanları kısıtlı kişiyi ifade eder. Ancak halk arasındaki kullanımı genellikle iki boyuttadır:
Maddi Boyut (Ekonomik Garibanlık)
Alım gücü düşük, geçim derdi olan, temel ihtiyaçlarını karşılarken zorlanan kişilere denir. Günümüz ekonomik koşullarında, sadece emekli maaşıyla geçinmeye çalışan, ek bir geliri veya mülkü olmayan kesim bu tanıma ne yazık ki maddi açıdan uyuyor.
Manevi Boyut (Gönül Garibanlığı)
Bu, işin daha hüzünlü kısmıdır. Kimsesi olmayan, sesi duyulmayan, hakkını arayacak gücü kendinde bulamayan veya toplumun "kendi halindeliğiyle" unuttuğu kişidir. Garibanlık sadece cebin boş olması değil, bazen de sahipsiz kalmaktır.
Emekliler Gariban mı?
Bu sorunun cevabı hem "evet" hem "hayır" içeren bir gerçekliğe dayanıyor:
Ekonomik Açıdan: Türkiye'de emekli maaşlarının (özellikle kök maaş ve en düşük emekli aylığı alanlar için) enflasyon karşısındaki durumu ortada. Birçok emekli, yıllarca çalışıp prim ödedikten sonra "rahat edeceği" dönemde market fiyatlarını takip etmek, sosyal hayattan kopmak zorunda kalıyorsa, burada ciddi bir "iktisadi garibanlık" söz konusudur.
Toplumsal Açıdan: Emekliler aslında bu ülkenin hafızası ve emeğidir. Normal şartlarda "cemiyetin büyüğü" olarak el üstünde tutulmaları gerekirken, geçim derdi yüzünden pazarda akşam saatini bekleyen bir emekli profili, toplumun vicdanında "gariban" olarak kodlanıyor.
Ancak: Her emekliyi bu kefeye koymak doğru olmaz. Kendi evi olan, çocuklarından destek gören veya birikimi olan emekliler bu durumu daha hafif atlatıyor.
Kısacası: Emekli, emeğinin karşılığını tam alamadığı ve hayat standartları düştüğü ölçüde sistemin "garibanı" haline getirilmiş oluyor. Oysa emeklilik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır.
ÖZLEM ZENGİN ve KİBİR
Özlem Zengin’in son dönemde sosyal medyada ve kamuoyunda çokça tartışılan "yoksulluk" ve "garibanlık" temalı açıklamaları, genellikle toplumsal gerçeklik ile siyasi söylem arasındaki makasın açıldığı görülüyor.
Özlem zengin Kibir abidesi mi?
Özlem Zengin, Türk siyasetinde sıkça gündeme gelen, söylemleriyle hem desteklenen hem de sert eleştirilere maruz kalan bir figür. "Kibir" kavramı ise genellikle muhalif kanadın veya sosyal medya platformlarındaki eleştirmenlerin onun üslubuna yönelik kullandığı bir etiket haline gelmiş durumda.
Bu konuyu daha yakından incelemek gerekirse:
Eleştirilerin Odak Noktası
Özlem Zengin’e yönelik "kibir" yakıştırmasının temelinde genellikle şu unsurlar yatıyor:
Hitabet Tarzı: Meclis genel kurulundaki tartışmalarda kullandığı doğrudan ve bazen sert bulunan savunma dili, bazı kesimler tarafından "üstenci" bir tavır olarak yorumlanıyor.
Tartışmalı Açıklamalar: Özellikle geçmişte yaptığı "AK Parti gelene kadar kadının adı yoktu" veya çıplak arama iddialarına yönelik "Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez" gibi ifadeleri, kamuoyunun bir kesiminde büyük tepki çekmiş ve bu üslup "toplumdan kopukluk" veya "kibir" olarak nitelendirilmişti.
Grup Başkanvekilliği Rolü: İktidar partisinin sözcülüğünü yapmanın getirdiği defansif pozisyon, karşıt görüştekilerle girilen polemiklerde tonun yükselmesine neden olabiliyor.

